Eski mahallelerde yaz akşamı, güneş henüz tam çekilmeden ama sofraların hazırlığı çoktan başlamışken başka türlü bir canlılık kazanırdı. Özellikle ramazan günlerinde iftar öncesi saatler, sokağın kalbini daha hızlı attıran özel bir zaman dilimiydi. Evlerden tencere sesleri gelir, pide kuyruğundan dönenlerin adımı hızlanır, çocuklara "ezana az kaldı" diye seslenilir, apartman kapıları daha sık açılıp kapanırdı. Bu hareketlilikte telaş kadar sıcaklık da vardı. Çünkü herkes aynı saate doğru ilerliyor, aynı susuzlukla sabrı, aynı sofrayla ferahlığı bekliyordu. Yazın uzun akşam ışığı binaların yüzünde oyalanırken, mahalle sokakları yalnız bir geçiş alanı olmaktan çıkar; birbirini görmenin, selamlamanın ve eksik kalan şeyi tamamlamanın kamusal sahnesine dönüşürdü.
Mahalle Kültürü içinde iftar öncesi sokakların özel bir yeri vardır; çünkü bu anlarda ev içi hazırlık ile dışarıdaki toplumsal hayat birbirine değerek ilerler. Bir evde çorba kaynarken komşu kapıyı tıklatıp eksik limonu uzatır, bakkaldan dönen çocuk elindeki ekmek poşetini sallayarak koşar, fırından gelen sıcak pidenin kokusu bir apartmanın bütün merdiven boşluğunu doldurur. Herkes kendi evinin sofrasına hazırlanırken aynı zamanda mahallenin ortak akşamına da katılır. Bu yüzden iftar öncesi sokak hareketi, modern şehir hayatındaki anonim kalabalıktan çok farklı bir duygu taşır. Orada hız yabancılaştırmaz; tam tersine birbirinin ihtiyacına açık olmayı arttırır. Telaş kişisel değil, müşterektir.
Bu sahnenin sıcaklığını belirleyen en önemli şeylerden biri, gündelik dayanışmanın görünür hale gelmesidir. Oruç tutan tutmayan herkes aynı ritme kulak kesilir. Yaşlı komşunun ekmeği alınmış mı, yalnız yaşayan teyzenin zeytini eksik mi, alt kattaki aile iftara yetişebilecek mi, bunlar sessizce gözetilen meselelerdir. Sokakta karşılaşanlar uzun sohbet etmez belki ama kısa cümlelerin içinde büyük bir yakınlık taşır: "Bir şey lazım mı?", "Pide aldınız mı?", "Çocuk aşağıda kaldıysa ben çıkarayım." Eski mahallelerin sıcak sahnesi olmasının nedeni tam da budur. Sıcaklık yalnız havadan ya da yaz akşamının ışığından gelmez; insanların birbirine vakit darlığında bile alan açmasından doğar. İftar yaklaşırken sokağın en kıymetli duygusu, komşuluğun telaş anında bile incelik kaybetmemesidir.
Yaz akşamlarının bu hareketli saatlerinde çocukların rolü de unutulmazdır. Bir yandan top oynamak isterler, bir yandan anneden gelen çağrıyı duymak zorundadırlar. Ezan yaklaşırken oyunun ritmi değişir; top bir köşeye bırakılır, terli ellerle apartman kapısına koşulur, belki yolda son kez bakkala uğranır. Çocuk hafızasında iftar öncesi sokak, hem oyun alanı hem görev alanıdır. Büyüklerin dünyasına küçük işlerle dahil olunur: yoğurt almak, pide taşımak, tabak götürmek, komşudan maydanoz istemek. Böylece mahalle kültürü yalnız seyredilmez, bedenen öğrenilir. Çocuk bu sokakta paylaşmanın da zamanın da önemini hisseder. Çünkü o birkaç dakika içinde herkesin hareketi birbirine bağlıdır.
Bu manzarada esnaf da mahallenin sıcak sahnesini tamamlayan görünmez oyunculardandır. Fırıncı son tepsiyi hızla çıkarır, manav kalan maydanoz demetlerini öne alır, bakkal bozuk para üstünü sayarken eli biraz daha çevikleşir. Kimi dükkân sahibi müşteriye "koş, ezan okunacak" der, kimi kapıda bekleyen çocuğa bir hurma uzatır. Esnafın bu küçük jestleri, mahalleyi yalnız alışveriş yapılan bir yer olmaktan çıkarıp karşılıklı gözetilen bir yaşama dönüştürür. İftar öncesi sokağın sıcaklığı işte bu çok katmanlı ilişkilerden beslenir. Ev, sokak ve dükkân aynı akşam duygusunun içinde birleşir.
Bugün birçok yerde iftar hazırlığı daha kapalı, daha hızlı ve daha bireysel yaşanıyor olabilir. Fakat eski mahallelerde yaz akşamlarında iftar öncesi hareketlenen sokakların neden hâlâ en sıcak sahne gibi hatırlandığı açıktır. Orada insanlar yalnız akşam yemeğine yetişmiyordu; birlikte bir vakte yetişiyordu. Aynı ışık, aynı ses, aynı bekleyiş herkesi görünmez bir bağla birbirine yaklaştırıyordu. Mahalle kültürünün en sahici hali belki de tam bu eşikte görülüyordu: kapılar kapanmadan hemen önce, sofralar kurulmadan bir an evvel, sokakta hâlâ birbirine değen adımlar varken. Bu yüzden o sahne unutulmazdır; çünkü eski mahallelerin sıcaklığı, en çok iftar öncesi telaşın içindeki zarif dayanışmada görünür olurdu.
Yaz Akşamlarında İftar Öncesi Hareketlenen Sokaklar Neden Eski Mahallelerin En Sıcak Sahnesiydi

Eski Pano