Bazı yemekler yalnız tadıyla değil, eve dönüş duygusuyla hatırlanır. Tepsi böreği de özellikle okul dönüşü saatlerinde tam böyle bir anlam taşırdı. Apartman merdivenlerinden ya da avlulu evlerin taşlıklarından içeri giren çocuk, daha kapı açılmadan mutfaktan gelen tereyağı, yufka ve iç harç kokusunu alırdı. Tepsinin fırından yeni çıkmış sıcaklığı, masaya konurken duyulan çıtırtı ve tabakta ilk uzanan kaşığın aceleciliği, günün yorgunluğunu bir anda dağıtırdı. Börek yalnız karın doyurmaz; çocuğun gün boyu dışarıda kalmış bedenini ve dağılmış zihnini yeniden evin ritmine alırdı. Bu yüzden aile tarifleri içinde özel bir yere sahip olması şaşırtıcı değildir. Onun değeri, malzemesinden çok karşılama gücünde saklıdır.
Damak Hafızası açısından tepsi böreği, eski mutfak kültürünün hem pratik hem de cömert yüzünü gösterir. Yufkanın kat kat dizilmesi, aralarına yağ gezdirilmesi, peynirli, kıymalı ya da patatesli harcın dengeli biçimde yayılması, üzerine yoğurtlu ya da sütlü karışım sürülmesi, mutfakta ustalık kadar ölçü duygusu da isterdi. Tepsi böreği, tek kişilik değil paylaşmalık bir yemektir; dilimlendikçe çoğalır, sofraya geldikçe evi kalabalıklaştırır. Bu yüzden aile tarifleri arasında yalnız bir lezzet olarak değil, bereket duygusunun taşıyıcısı olarak da yer edinir. Eski evlerde ani misafire de, okuldan aç dönen çocuğa da, akşam işten yorgun gelen büyüğe de aynı içtenlikle uzatılabilirdi.
Okul dönüşü tabağa ilk uzanan kaşık ifadesi de bu yemeğin duygusal yerini iyi anlatır. Çocuk çantasını bir kenara bırakır, ellerini yıkadıktan sonra mutfağa yönelir ve çoğu zaman börek daha tam soğumadan ilk payı isterdi. Bu sahnede yemek kadar bekleyiş de önemlidir. Anne "biraz dinlensin" derken çocuk tepsinin kenarından yükselen kokuyu izler, sofranın hazırlanmasını sabırsızlıkla beklerdi. İlk lokma alındığında yalnız açlık giderilmez; okulun gürültüsünden eve taşınan mesafe kapanırdı. Aile tariflerinin unutulmamasının nedeni biraz da budur. Onlar yalnız sofraya gelen yemekler değil, günün dağılmış parçalarını yeniden bir araya getiren küçük düzenlerdir.
Tepsi böreğinin özel yerinin bir başka nedeni kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Hangi yufkanın daha iyi sonuç verdiği, iç harca maydanozun ne zaman konacağı, üzerinin nasıl kızartılacağı, tepsinin altına yağlı kâğıt serilip serilmeyeceği gibi küçük bilgiler, aile içinde sessizce dolaşır. Her ev aynı böreği yapmaz; kimi daha kalın katlı sever, kimi ince ve çıtır, kimi tepsiye süt gezdirir, kimi sade tutar. Ama değişmeyen şey, böreğin ev içi devamlılığı temsil etmesidir. Okuldan dönen çocuk büyür, sonra başka bir kuşak aynı kokuyla eve girer. Tarif böylece sadece mutfakta değil, aile zamanında da yaşamaya devam eder.
Bugün hazır yiyeceklerin kolaylığı arttıkça tepsi böreğinin niçin hâlâ bu kadar sevgiyle anıldığı daha iyi anlaşılıyor. Çünkü o, hızın değil hazırlığın yemeğidir. Yufkanın sesi, fırının ısısı, tepsinin ağırlığı ve ilk kaşığın sabırsızlığı, ev hayatının yavaş ama güvenli ritmini hatırlatır. Bir dilim tepsi böreği bazen çocukluğu, bazen okul çıkışını, bazen de mutfakta geçirilen sessiz öğleden sonralarını geri getirir. Aile tarifleri içinde özel bir yer taşımasının nedeni tam da budur: yalnız lezzet sunmaz, eve dönmenin en sıcak biçimlerinden birini korur.
Tepsi Böreği Ve Okul Dönüşü Tabağa İlk Uzanan Kaşık: Aile Tarifleri İçinde Neden Özel Bir Yere Sahip

Eski Pano