Bir çocuğun hafızasında yeni ayakkabının yeri bambaşkadır. Hele bayram için alınmış, sonra okul dönemi dönüşlerinde de özenle giyilmeye devam edilmişse, o ayakkabı yalnız bir eşya olmaktan çıkar, küçük bir gurura dönüşürdü. Eski mahalle hayatında ayakkabı kutusunun açıldığı an, deri kokusunun odaya yayılması ve ayakkabının ayağa ilk kez geçirilirken duyulan sessiz heyecan, mevsim değişiminin de habercisiydi. Bayramlık ayakkabı bir yandan temiz tutulur, bir yandan okula dönüşle birlikte gündelik hayatın daha ciddi ritmine karışırdı. İşte bu geçiş, mahalle esnafıyla kurulan bağı güçlendiren görünmez ama kalıcı bir köprüydü. Çünkü ayakkabıyı almak, daraltmak, genişletmek, boyatmak ve korumak aynı dükkâna tekrar tekrar uğramayı gerektirirdi.
Mahalle Kültürü açısından ayakkabıcı dükkânı, yalnız alışveriş yapılan bir yer değil, güven ilişkisi kurulan bir duraktı. Esnaf çocuğun ayağını tanır, hangi modelin vuracağını, hangisinin bir numara büyük alınması gerektiğini bilir, çoğu zaman "biraz pay bırakalım, büyür" derdi. Bayram öncesi dükkânda yaşanan hareketlilik okul açılmasına yakın günlerde başka bir biçimde sürerdi. Çünkü aileler yeni dönemde çocukların tertipli görünmesini ister, çocuklar da bayramda sevinçle giydiği ayakkabıyı arkadaşlarına göstermekten hoşlanırdı. Böylece bayramlık ayakkabı yalnız özel günün değil, okul düzeninin de parçası hâline gelirdi. Mahalle esnafı ise bu geçişi en iyi bilen kişilerden biriydi; çocukların büyümesini mevsimlerden önce onların ayakkabı numaralarından okurdu.
Bu heyecanın mahalle esnafıyla bağı güçlendirmesi biraz da ilişkinin yalnız satıştan ibaret olmamasındandır. Ayakkabı ayağı sıktığında dükkâna geri dönülür, kösele gevşetilir, bağcık değiştirilir, taban sağlamlaştırılırdı. Bazen vitrinde beğenilen model takside bırakılır, bazen "seneye de giyer" diye daha dayanıklı olan önerilirdi. Dükkân sahibi yalnız ürün satmaz, aile bütçesini ve çocuğun hevesini aynı anda gözeten bir ara bulucu gibi davranırdı. Çocuk içinse bu dükkân, kendisine önem verildiğini hissettiği bir yerdi. Tezgahta ayağının ölçülmesi, kâğıda kalemle çizgi çekilmesi, kutunun özenle bağlanması, mahallede tanınan biri olma duygusunu beslerdi. Böylece esnafla ilişki, alışverişten çok tanışıklığa dönüşürdü.
Okul dönemi dönüşlerinde bu bağ daha da görünür olurdu. Yaz boyunca hafif terlikler ve sandaletlerle dolaşan çocuk, sonbahara yaklaşırken yeniden kapalı ayakkabıya geçerdi. Bayramdan kalan sağlam ayakkabı cilalanır, bağcıkları yenilenir, gerekiyorsa ökçesi tamir edilirdi. Ayakkabıcının önünde kısa kuyruklar oluşur, dükkânın içi deri, cila ve karton kutu kokusuyla dolar, çocuklar tabureye oturup sabırsızca aynaya bakardı. Bu sahne, mahalle kültürünün en tanıdık ritüellerinden biriydi. Esnaf, ailelerin düzenli müşterisi olduğu için yalnız isimleri değil, hikâyeleri de bilirdi. "Geçen yıl da buradan almıştınız", "ablanın modeli buna benziyordu" gibi cümleler, alışverişi hafızaya dönüştürürdü.
Bugün büyük mağazalar ve hızlı tüketim alışkanlıkları içinde bu yakınlık daha seyrek yaşanıyor olabilir. Ama bayramlık ayakkabı heyecanının neden unutulmadığını düşününce, mesele yalnız yeni bir şey giymek değildir. O heyecan, mahallede görülmenin, tanınmanın ve küçük ihtiyaçlar üzerinden güven ilişkisi kurmanın da hatırasıdır. Ayakkabı çocuğu okula taşırken, arkasında görünmez biçimde mahalle esnafının emeğini ve ilgisini de taşırdı. Bu yüzden eski şehir hayatında bir çift ayakkabı, yalnız ayağa değil, komşuluğun hafızasına da uyum sağlardı.
Bayramlık Ayakkabı Heyecanı Okul Dönemi Dönüşlerinde: Mahalle Esnafıyla Bağı Nasıl Güçlendirdi

Eski Pano