Bir zamanlar hafta sonu geldiğinde bazı mahallelerde sabahın ritmi, ev içindeki hazırlık telaşından önce uzaktan geçen tren fikriyle kurulurdu. Piknik trenleri yalnız bir ulaşım aracı değildi; hafta boyunca çalışmış, yorulmuş, şehir içinde sıkışmış ailelerin kısa süreliğine nefes alacağı bir geçidin adıydı. Bez çantalar hazırlanır, emaye kaplara köfte, dolma ya da haşlanmış yumurta yerleştirilir, gazeteye sarılı ekmekler son anda sepete konurdu. Çocuklar pencere önünde acele eder, büyükler “suyu aldın mı, örtüyü unutma” diye birbirini tamamlar, istasyona gidiş bile küçük bir bayram yürüyüşü gibi yaşanırdı. Daha tren görünmeden başlayan bu heyecan, hafta sonunu takvimde kırmızıyla işaretleyen şeyin yalnız tatil değil, birlikte dışarı çıkma arzusu olduğunu gösterirdi.
Zamanın İzinde bakıldığında piknik trenleri, büyüyen şehir hayatının ailelere bıraktığı sınırlı boşluğu nasıl değerlendirdiğini anlatan çok canlı bir ayrıntıdır. Eski gazetelerde yaz mevsimi yaklaşırken banliyö hatlarının kalabalığından, mesire yerlerindeki hareketlilikten ve tren vagonlarında taşınan sepetlerden söz edilirdi. Fakat asıl hikâye, bu haberlerin satır aralarında değil, istasyon peronlarında duyulan uğultuda saklıydı. Rayın üstünde ilerleyen tren, mahalleliyi şehrin daha yeşil kıyılarına taşırken aynı zamanda ev içi neşeyi de vagonlara yüklüyordu. Koltukların kenarına iliştirilen fileler, camdan dışarı bakan çocuk yüzleri, annelerin eteğine ilişmiş mendiller ve babaların biletleri birkaç kez kontrol eden alışkanlığı, dönemin aile düzenini sessizce kayda geçirirdi.
Bu hafta sonlarının bugün bile bir sızı gibi hatırlanmasının nedeni, yolculuğun kendisinin neredeyse piknik kadar önemli olmasıydı. Tren daha hareket etmeden içerde hafif bir uğultu başlar, bir köşede limonata şişesi tıkırdar, başka bir yerde kağıt helva paketi açılırdı. Cam kenarını kapan çocuklar dışarıdaki tel örgüleri, köprü ayaklarını, istasyon tabelalarını sayarak yol alır; yetişkinler ise yan vagondaki tanıdığa el sallardı. Tren her sallandığında yalnız bedenler değil, aile içindeki neşe de yer değiştirirdi. Kısa bir yolculuk bile evin gündelik ağırlığını hafifletmeye yeterdi. Çünkü şehirden biraz uzaklaşmak, insanın kendine değil ailesine de yeniden yaklaşmasını sağlardı.
Bahçelerin ıhlamur kokusuna dönmesi ise bu sahnenin hafızadaki en yumuşak katmanını oluşturur. Piknik yerine varıldığında serilen örtüler, gölge arayan bakışlar ve semaver kurulacak yeri seçen eller kadar çevrenin kokusu da hatırada yer ederdi. Ilık rüzgârla karışan ıhlamur, kimi yerde ıslak toprakla kimi yerde köz kokusuyla birbirine eklenirdi. Çocuklar ağacın dibinde top koşturur, büyükanneler meyve bıçağını gazeteye siler, genç kızlar termos bardaklarına çay doldururken saçlarına yaprak değdirirdi. Günün hiçbir anı büyük bir olay taşımazdı belki; ama tam da bu yüzden değerliydi. Hatırlanan şey, olağanüstü bir serüven değil, ortak saadetin sıradan ayrıntılar içinde kurulmuş biçimiydi.
Akşam dönüşleri bu mutluluğun neden hafif bir sızıyla anıldığını anlatır. Örtü silkelenir, kaplar toplanır, çocukların ayakkabısına toprak bulaşmış halde yeniden istasyona yürünürdü. Gün boyu konuşmuş aileler, dönüş treninde biraz sessizleşir; yorgunlukla mutluluk birbirine karışırdı. Pencere dışındaki akşam ışığı kısalırken, herkes günün çabuk bittiğini hisseder ama bunu açıkça söylemezdi. Mahalleye varınca bahçeden taşınan koku, giysilere ve sepete sinmiş olarak eve kadar gelirdi. İşte bugün hatırlanan sızı biraz da budur: bir zamanlar hafta sonu neşesinin tren rayları boyunca uzayıp akşamla birlikte usulca geri çekildiğini bilmek.
Şimdi o piknik trenleri düşünüldüğünde özlenen yalnız mesire yerleri ya da eski banliyö hatları değildir. Özlenen, aile sevincinin bir ulaşım biçimine dönüşebildiği o toplu ritimdir. Bir trenin vagonlarına kahkaha, termos, keten örtü ve ıhlamur kokusu birlikte sığabiliyorsa, o dönem şehir hayatı insanlara dar zamanlarda bile müşterek bir genişlik sunabiliyordu. Bu yüzden piknik trenlerinin aile neşesini raylara taşıdığı hafta sonları mahalle takviminden hiç düşmedi. Çünkü onlar, geçmişin büyük olaylarından biri değil; tam tersine, sıradan hayatın en incelikli mutluluklarından biriydi.
Mahalle Takviminden Düşmeyen Bir Sahne Olarak Piknik Trenlerinin Aile Neşesini Raylara Taşıdığı Hafta Sonları: Neden Bugün Bile Bir Sızı Gibi Hatırlanıyor Ihlamur Kokusuna Dönen Bahçeler

Eski Pano