Eski mahallelerde kaldırım taşı, çocuklar için yalnız yürünecek bir zemin değildi; tebeşirle çizildiğinde oyuna açılan küçük bir dünyaydı. Seksek çizgileri sabahın ya da ikindi serinliğinin içinde hızla belirir, karelerin içine sayılar yazılır, uygun taş parçası seçilir ve oyun başlardı. Bir ayağın üstünde dengede kalmak, çizgiye basmamak, sırayı beklemek ve arkadaşın atlayışına dikkat etmek, çocukluğun en sade ama en canlı derslerindendi. O saatler hafızadan silinmedi; çünkü sokak, bedenin, sesin ve arkadaşlığın birlikte öğrenildiği açık bir oyun defterine dönüşürdü.
Mahalle Kültürü açısından seksek, çocukların sokağı güvenli ve paylaşılır bir alana çevirdiği oyunlardan biriydi. Büyükler pencere önünden ya da kapı eşiğinden bakar, esnaf dükkânının önündeki çizgilere alışır, geçen biri oyunun bitmesini bekleyerek kaldırımın kenarından dolaşırdı. Bu küçük hoşgörü, mahallenin çocuklara tanıdığı görünmez izindi. Seksek çizilmiş kaldırım, sadece çocukların değil, bütün mahallenin ritmine eklenirdi. Tebeşir tozu, ayakkabı sesi, kahkaha ve küçük itirazlar, sokak hayatının gündelik müziğine karışırdı.
Sekseğin çocuk hafızasında kalıcı olmasının sebeplerinden biri, oyunun hem basit hem de dikkat isteyen yapısıydı. Bir taş, birkaç çizgi ve biraz boş zaman yeterdi; fakat oyunda sabır, denge, sıra, adalet ve hafif rekabet vardı. Çocuk bir kareden ötekine atlarken yalnız bedenini değil, kendi cesaretini de denerdi. Çizgiye basınca başa dönmek, sırayı kaybetmek ya da arkadaşın kural hatırlatmasını kabullenmek, küçük yaşta ortak oyunun kurallarını öğretirdi. Bazen küçükler büyüklerin çizdiği karelere girmek için bekler, bazen büyükler oyunu daha kolaylaştırıp onları da araya alırdı. Bir alkış ya da küçük bir kahkaha, sıradaki atlayışı daha cesur yapardı. Böylece kaldırım, yaş farklarının bile oyunla yumuşadığı bir alana dönüşürdü. Bu yüzden seksek, eğlenceden ibaret değil, mahalle içinde birlikte yaşamanın çocukça bir provasıydı.
Kaldırımlarda geçen saatleri unutulmaz yapan bir başka şey de oyunun izlerinin geçici olmasıydı. Yağmur yağınca çizgiler silinir, akşam olunca tebeşir tozu ayakkabılarla dağılır, ertesi gün oyun yeniden çizilirdi. Bu geçicilik, hafızayı zayıflatmak yerine güçlendirirdi. Çocuklar her seferinde aynı oyunu yeniden kurduklarını bilir, ama her çizginin, her taşın ve her atlayışın başka bir günün havasını taşıdığını hissederdi. Sokakta çizilen seksek, kalıcı bir yapı değildi; ama tekrarlandıkça mahalle hafızasında yer eden bir ritüele dönüşürdü.
Bugün seksek çizilmiş kaldırımları hatırladığımızda, aslında çocukluğun sokağa güvenle yayılabildiği zamanları hatırlarız. Oyun, pahalı oyuncaklara ya da özel alanlara ihtiyaç duymadan, mahallenin ortak zemininde kurulurdu. Çizgilerin silinmesi, arkadaşların eve çağrılması ve sokak lambasının yanmasıyla biten o saatler, çocuk hafızasında hep açık kaldı. Çünkü seksek, çocuğa kendi bedeninin sınırlarını, arkadaşlığın kurallarını ve sokağın ortak neşesini aynı anda öğretirdi. Bu yüzden birkaç tebeşir çizgisi, yıllar sonra bile bütün bir mahalleyi geri çağırmaya yeter.
Seksek Çizilmiş Kaldırımlar İle Geçen Saatler Çocuk Hafızasında Neden Hiç Silinmedi

Eski Pano