Bir zamanlar okul dönüşü evin kapısı açıldığında insanı karşılayan şey yalnız yemek kokusu değildi; mutfağın serin bir köşesinde bekleyen vişne şerbetinin koyu rengi de günün yorgunluğunu hafifleten bir davet gibiydi. Çocuk çantasını bırakır bırakmaz kapağı aralanan tencereye ya da sürahiye bakar, tabağa ilk uzanan kaşık bazen yemekten önce o tatlı ekşili serinliği arardı. Ev yapımı vişne şerbeti, basit bir içecek olmaktan çok daha fazlasıydı. İçinde yazdan saklanan meyvenin sabrı, annenin ya da anneannenin ölçüyü göz kararı tutan eli ve evin her ferdine göre değişen kıvam anlayışı vardı. Bu yüzden onun tadı, sadece damakta değil, aile içinde paylaşılan bakım duygusunda da yer ederdi.
Damak Hafızası açısından bakıldığında vişne şerbetinin özel yeri, mevsimlik bolluğu ev içi düzenle birleştirmesinden gelir. Vişne zamanı geldiğinde meyveler seçilir, sapları ayıklanır, büyük kaplarda kaynatılır, köpüğü alınır ve kimi evde şeker oranı biraz azaltılır, kimi evde limonla dengelenirdi. Tarif yazılı bir reçete olmaktan çok, evin kadınlarının el hafızasında yaşayan bir bilgiydi. Eski mutfaklarda saklama, serin tutma ve ikram etme biçimleri de en az tarif kadar önemliydi. Şerbetin hangi cam sürahide sunulacağı, yanında neyin ikram edileceği, sofra kurulmadan önce mi sonra mı verileceği bile evden eve değişen küçük üslupları gösterirdi. Aile tarifleri içinde özel bir yer edinmesi, tam da bu değişmez çekirdekle kişisel dokunuşların birleşmesindendir.
Okul dönüşü bu içeceğin ayrı bir anlam taşıması ise çocukluğun gündelik ritmiyle ilgilidir. Sokaktan eve giren çocuk için mutfakta onu bekleyen serin bir şerbet, yalnız susuzluğu gidermiyordu; evin koruyucu düzenine yeniden kabul edilmenin işareti gibi hissediliyordu. Tabağa ilk uzanan kaşık ifadesi boşuna güçlü değildir. Çünkü birçok evde yemek henüz tam başlamadan, tencereden ya da sürahiden tadına bakmak küçük bir ayrıcalık sayılırdı. Vişnenin dilde bıraktığı hafif mayhoşluk, ardından gelen şekerli yumuşama ve bardağın kenarında kalan kırmızı iz, çocukluk hafızasında kolay kolay silinmeyen ayrıntılardı. Şerbetin lezzeti kadar, onu kimin hazırladığı ve nasıl sunduğu da tadın bir parçasıydı.
Bu tarifin aile içinde özel bir yerde durmasının bir başka nedeni de, kuşaklar arası aktarımı görünür kılmasıdır. Her evde vişne şerbeti aynı adımlarla yapılsa da sonuç asla bütünüyle aynı olmazdı. Bir evde daha yoğun, bir evde daha sulu, bir evde karanfille hafif kokulandırılmış, bir evde sadece meyvenin kendi asidine bırakılmış olurdu. Böylece tarif, ailenin damak zevkini ve ev içi karakterini yansıtan sessiz bir imzaya dönüşürdü. Çocuk büyüyüp başka bir yerde aynı içeceği içtiğinde çoğu zaman ilk karşılaştırdığı şey şeker oranı değil, kendi evindeki o tanıdık öğleden sonranın geri gelip gelmediğiydi. Çünkü bazı tatlar ölçüyle değil, hayatla hatırlanır.
Bugün ev yapımı vişne şerbetini düşündüğümüzde, aklımıza sadece meyve, şeker ve su gelmiyor. Okul dönüşü sıcaklığı, mutfak sessizliği, bir tabağın kenarında bekleyen kaşık, cam bardakta duran kırmızı serinlik ve ailece kurulan bakım dili de birlikte geliyor. Aile tarifleri içinde özel bir yere sahip olmasının nedeni tam burada saklı. Vişne şerbeti, mevsimi muhafaza ettiği kadar bir evin duygusal iklimini de koruyordu. İlk kaşıkla hatırlanan şey yalnız lezzet değil; eve dönmenin huzuruydu.
Okul Dönüşü Tabağa İlk Uzanan Kaşık İle Hatırlanan Ev Yapımı Vişne Şerbeti: Aile Tarifleri İçinde Neden Özel Bir Yere Sahip

Eski Pano