Bir zamanlar domates salçası yapmak, mutfakta olup biten tek bir iş değil; bütün evin ritmini değiştiren mevsimlik bir seferberlikti. Yazın sonu yaklaşırken avluya, balkona ya da geniş mutfak tezgâhına yayılan kırmızı domatesler, daha başlamadan evin havasını değiştirirdi. Kasalar açılır, bıçaklar bilenir, bezler hazırlanır, büyük tencereler yerinden indirilirdi. Domatesin kabuğu, çekirdeği, ezilen eti ve tuzla karışan o yoğun kokusu yalnız damağa değil, duvara, önlüğe, ele ve hafızaya da sinerdi. İz bırakmış domates salçası günleri bu yüzden yalnız bir yiyecek hazırlığı olarak hatırlanmaz; ev mutfağının karakterini açık eden, sabrını, düzenini ve ortak emeğini gösteren bir zaman dilimi olarak kalır.
Damak Hafızası açısından salça günlerinin belirleyici yanı, mutfağın karakterini bütün açıklığıyla ortaya koymasıdır. Çünkü salça, hızlıca hazırlanıp unutulan bir şey değildir. Yıkama, ayıklama, doğrama, kaynatma, süzme, yeniden pişirme ve kavanoza alma gibi aşamalar, evin mutfak düzenini ve iş paylaşımını görünür kılar. Hangi tencerenin kullanılacağı, tuzun ne zaman ekleneceği, güneşte bekletilip bekletilmeyeceği, karıştırma kaşığının tahta mı metal mi olacağı her evin kendi usulünü anlatır. Bazı evler salçayı koyu sever, bazıları daha parlak kırmızı bırakır, kimi aile çekirdeği tamamen ayıklar, kimi biraz pütürlü dokuyu doğal bulur. İşte ev mutfağının karakteri biraz da bu küçük tercihlerin toplamında yaşar.
Salça günleri aynı zamanda aile içi işbirliğinin en canlı sahnelerinden biridir. Birinin domates yıkadığı, bir başkasının kabuk ayıkladığı, yaşça büyük olanın tencerenin başında koyulaşmayı kontrol ettiği, çocuğun kavanoz kapaklarını taşıdığı bu günlerde mutfak tek kişilik bir alan olmaktan çıkar. Evde konuşulan konular, yazın ne çabuk geçtiği, kışa nelerin hazırlanacağı, geçen yılın salçasının nasıl dayandığı gibi ayrıntılarla birlikte akar. Domatesin rengi elleri boyarken, mutfak da yalnız yemek üreten değil, aile hafızası biriktiren bir mekâna dönüşür. Bu yüzden bugün bir kavanoz ev salçasına bakıldığında çoğu kişi yalnız tadı değil, o günlerin telaşını, kırmızı lekeleri ve tencere başındaki konuşmaları da hatırlar.
Ev mutfağının karakterini anlatması biraz da salçanın saklama fikriyle ilgilidir. Çünkü salça, bugünün emeğini yarının yemeğine taşıyan bir hazırlıktır. Yaz güneşi altında kaynatılan domates, kışın çorbaya, türlüye, pilava ya da sulu yemeğe karışarak mevsimler arasında görünmez bir köprü kurar. Böylece mutfak yalnız o anı doyuran değil, geleceği düşünen bir yer hâline gelir. Düzenli raflar, etiketlenmiş kavanozlar, üstüne zeytinyağı gezdirilerek korunan yüzeyler, evin tedbirli ve sabırlı yanını gösterir. Salça yapmak biraz da “ilerisi için hazırlanmak” terbiyesidir. Bu terbiye, mutfağın karakterine cömertlik kadar öngörü de ekler.
Bugün iz bırakmış domates salçası günleri yeniden anıldığında insanların aklına yalnız lezzet gelmez; bir evin çalışma biçimi, sabrı ve kendine özgü ruhu da gelir. Salça tenceresinde koyulaşan şey yalnız domates değildir; aile düzeni, mevsim bilgisi ve mutfak hafızası da orada yoğunlaşır. Ev mutfağının karakterini anlatmasının nedeni tam budur. Kırmızı lekeler kolay silinse bile o günlerin kokusu ve usulü hafızadan çıkmaz. Çünkü bazı yiyecekler sofraya gelmeden çok önce bir evin kim olduğunu anlatmaya başlar; domates salçası da bunların en başında gelir.
İz Bırakmış Domates Salçası Günleri: Ev Mutfağının Karakterini Nasıl Anlatıyor

Eski Pano