Bir zamanlar her mahallenin hafızasında, adı söylenince iç rahatlatan bir sokak olurdu. Kimi yerde terziler çarşısı, kimi yerde bakırcılar geçidi, kimi yerdeyse herkesin basitçe tamirciler sokağı dediği o uzun ve çalışkan hat. Tatil günlerinin rehaveti mahalleye yayıldığında bile bu sokak bütünüyle sessiz kalmazdı. Kepenkler yarıya kadar açık olur, içeriden anahtar sesleri, tornavida tıkırtıları, yağ kokusu ve radyodan sızan hafif müzik duyulurdu. Çocuklar bisikletinin gevşeyen vidasını göstermek için uğrar, babalar saat kayışını değiştirtir, anneler bozulan mutfak aletinin onarılıp onarılamayacağını sorardı. Orada her dükkân bir hizmet noktası olmaktan öte, mahallenin arızaya karşı geliştirdiği ortak savunma hattı gibiydi. Bir şey bozulduğunda hemen çöpe atılmayacağını bilmek, insanlar için yalnız ekonomik değil duygusal bir rahatlıktı.
Mahalle Kültürü içinde tamirciler sokağı, güven duygusunun somutlaştığı kamusal alanlardan biridir. Çünkü bu sokakta yalnız eşya değil, ilişki de onarılırdı. Usta müşterisini tanır, çocuğun adını bilir, geçen hafta getirilen ütünün durumunu hatırlar, bazen tamir süresince çay ikram ederdi. Tatil günü bile dükkânda bir hareket olması, mahallenin tamamen dağılmadığını hissettirirdi. İnsanlar evde otururken bile birkaç sokak ötede çalışan ellerin varlığını bilirdi. Bu bilgi, görünmez ama kuvvetli bir toplumsal emniyet yaratırdı. Her şeyin kırılgan olduğu bir dünyada tamir mümkünse hayat da toparlanabilir gibi gelirdi. Belki bu yüzden bir neslin güven duygusu, polis karakolundan ya da resmi kurumlardan önce mahallenin bu küçük ustalık adalarında büyüdü.
Tamirciler sokağının hafızada böylesine canlı kalmasının bir nedeni de, oranın tatil günlerinde bile üretken bir gevşeklik taşımasıdır. Resmî ciddiyet azalır, ama emek kaybolmazdı. Esnaf kapının önüne tabure atar, komşu dükkândan biriyle laflarken eli yine penseye, zımparaya ya da dikiş makinesine giderdi. Çocuk için burası bir keşif alanıydı: açılmış saat kapakları, raflarda dizili ampuller, kablo yığınları, bisiklet zilleri, dikiş makinesi kayışları, metal parçalar ve usta ellerin sürati. Büyükler içinse sorunların çözülebilir kaldığı bir yerdi. Eve alınan her eşyanın kaderi tek kullanımlık değildi; ustaya götürülür, bakılır, konuşulur, bazen beklenir ama sonunda tekrar hayata dönerdi. Bu kültür, tüketimden çok bakım ve süreklilik düşüncesine dayanıyordu.
Bugün tamirciler sokağını düşününce özlenen şey yalnız dükkânların görüntüsü değildir. Asıl özlenen, bozulmanın son değil geçici bir durum olduğuna dair yaygın inançtır. Bir neslin güven duygusunu besleyen de buydu: çevresinde çözüm üretebilen insanlar vardı. Tatil günlerinin yavaşlığında bile çalışan o kalabalık, mahalleye şunu fısıldardı: hayat aksasa da tamamen dağılmaz. Bir vida sıkılır, bir kablo yenilenir, bir kilit düzeltilir, bir ayakkabı dikilir. Bu küçük müdahaleler yalnız eşyalara değil, gündelik hayata da dayanıklılık kazandırırdı. Tamirciler sokağı bu yüzden bir ekonomik alışkanlıktan daha fazlasıydı; güvenin, ustalığın ve birlikte yaşama kültürünün somut bir haritasıydı. O sokaklarda büyüyenler, dünyanın her zaman onarılabilir kalabileceğine bir süre daha inanabildi.
Tamirciler Sokağının Çalışkan Kalabalığı Tatil Günlerinin Rehavetinde: Bir Neslin Güven Duygusunu Nasıl Besledi

Eski Pano