Bir zamanlar mahallenin en canlı haritası duvarlarda değil yerdeydi. Kaldırıma tebeşirle çizilmiş seksek kutuları, çocukların geçici gibi görünen ama gün boyu geçerli olan dünyasını kurardı. Güneş yükselirken beyaz çizgiler biraz soluklaşır, öğleden sonra birilerinin ayağıyla yeniden belirginleşir, akşama doğru ise mahallenin bütün sesi o birkaç kare çevresinde toplanırdı. Çocuklar sırayla taş atar, tek ayak üzerinde dengelerini korumaya çalışır, dışarıdan bakınca küçük görünen bu oyun aslında bütün sokağın ritmini belirlerdi. Pencereden seslenen anne, bakkaldan ekmekle dönen abi, kapı önünde oturan teyze, hepsi seksek çizilmiş kaldırımın çevresinde aynı gündelik sahnenin parçasına dönüşürdü. Bugünün sitelerinde bulunmayan sıcaklık biraz da bu görünür ortaklıktan eksildi.
Mahalle Kültürü açısından seksek yalnız çocuk oyunu değildir; sokağın ortak kullanıldığı, yaş farklarının birbirini dışlamadığı bir yaşam biçiminin işaretidir. Çocuklar oyunu kurar, ama oyun alanını yalnız onlar sahiplenmezdi. Geçen komşu çizgilere basmamaya dikkat eder, biri kovayla su dökecekse önce çocuklara seslenir, yaşlı biri pencere kenarından oyunu seyrederdi. Kaldırım, yalnız yürümek için değil karşılaşmak için de vardı. Oyun, sokağı güvenli ve tanıdık kılan görünmez sözleşmeler üretirdi. Kimsenin resmi olarak düzenlemediği bu alanlarda herkes birbirinin varlığını hesaba katar, çocukların oyunu mahallenin ortak zamanına dönüşürdü. Bu yüzden seksekle geçen saatler, basit bir eğlenceden çok daha fazlasını taşır: onlar komşuluğun gündelik provasını içerir.
Bugünün sitelerinde aynı sıcaklığın bulunmamasının nedeni yalnız mimari değildir. Daha çok hayatın parçalanma biçimidir. Kapalı oyun alanları, güvenlik kapıları, planlı sosyal alanlar elbette konfor sunar; ama tesadüfi karşılaşmaların, ayaküstü selamların ve kendiliğinden oluşan ortak gözetimin yerini tam olarak tutmaz. Eski sokakta çocuk oyunu ile yetişkin hayatı birbirine görünür biçimde değiyordu. Seksek oynayan bir çocuğun sesi, yukarı katta demlenen çayın kokusu, bakkal önünde konuşulan iki cümle, aynı akşamın içine karışıyordu. Oysa bugünün site hayatında mekânlar çoğu kez yaş gruplarına, işlevlere ve saatlere göre ayrılıyor. Sıcaklık ise biraz da bu ayrımların az olduğu yerde doğuyordu. Kaldırıma çizilen birkaç kare, mahallede kimsenin bütünüyle yabancı olmadığını hissettiriyordu.
Geçmişe dönüp bakınca seksek çizilmiş kaldırımların sıcak hatırlanması bu yüzden şaşırtıcı değildir. Orada oyunun kendisi kadar oyunun çevresinde kurulan hayat da kalıcıydı. Çocuk, düşerse elinden tutacak birini bilir; büyük, mahallenin sesini takip ederek günün gidişini hissederdi. Kaldırımın üstündeki tebeşir çizgileri yağmurla silinse bile ertesi gün yeniden çizilebilirdi. Asıl kalıcı olan, bu tekrarın ürettiği güven ve yakınlıktı. Bugün sitelerde eksik hissedilen şey belki de tam olarak budur: düzenli ama mesafeli alanların yerine, kusurlu ama paylaşılan bir gündelik hayatın sıcaklığı. Seksek çizilmiş kaldırımlar, eski mahallenin bize bıraktığı en basit ama en açıklayıcı işaretlerden biri olarak bu yüzden hâlâ içimizi ısıtır.
Seksek Çizilmiş Kaldırımlar İle Geçen Saatler Bugünün Sitelerinde Neden Aynı Sıcaklık Bulunmuyor

Eski Pano