Eski Şehir Hayatında Semt Pazarlarının Haftanın Nabzını Tuttuğu Sabahlar: Hafızada Neden Hâlâ Bu Kadar Canlı Cam Açtıran Sabahlar

old-neighborhood-market-morning-memory

🇹🇷 Eski Şehir Hayatında Semt Pazarlarının Haftanın Nabzını Tuttuğu Sabahlar: Hafızada Neden Hâlâ Bu Kadar Canlı Cam Açtıran Sabahlar

Bir zamanlar haftanın belli bir sabahı, mahallenin havası daha gün doğmadan değişirdi. Evin içinde henüz çaydanlığın ince sesi yükselirken, sokaktan tahta kasa sürtünmeleri, erken kurulmuş tezgâhların metal tınısı ve satıcıların yarım ağızla başlayan seslenişleri duyulurdu. Camı açan herkes, yalnız havayı değil, semt pazarının gelişini de içeri almış olurdu. Islak kaldırımlara dizilen maydanoz demetleri, gazete kâğıdına sarılmış taze otlar, sabah ayazında buharı tüten simitler ve filelerini koluna takmış komşular, eski şehir hayatının en tanıdık sahnelerinden birini kurardı. O sabahlar yalnız alışveriş zamanı değildi; haftanın ruhu, gündelik hayatın düzeni ve mahallenin birbirini görme biçimi de o tezgâhların arasında yeniden kurulurdu. Zamanın İzinde bakıldığında semt pazarları, eski şehir yaşamının ekonomik olduğu kadar kültürel merkezlerinden biriydi. Eski gazetelerde pahalılık haberlerinin, mevsim bereketinin ya da bayram öncesi alışveriş telaşının pazarlardan söz ederek anlatılması tesadüf değildi. Çünkü pazar, fiyatların konuşulduğu kadar haberlerin de dolaştığı bir yerdi. Hangi evde düğün var, kim memlekete gitmiş, hangi çocuk okul değiştirmiş, hangi sokakta yeni bir kiracı görünmüş; bunların çoğu tezgâh aralarında öğrenilirdi. Satıcının tartıyı hafifçe kaldırarak yaptığı küçük jest, alıcının "biraz daha koy" derken sesine kattığı tanıdıklık, semt pazarını yalnız sebze meyve alınan bir alan olmaktan çıkarırdı. Orada şehir, kendini günlük ve canlı bir dille yeniden tarif ederdi. Bu sabahların hafızada bu kadar canlı kalmasının bir nedeni de duyulara aynı anda seslenmesiydi. Bir yanda taze nane ve çileğin kokusu, bir yanda ıslak çuvalın toprağı andıran serinliği, öte yanda satıcıların ritimli sesleri... Çocuklar için pazar, annelerinin peşinden yürürken görülen renkli bir dünya; büyükler içinse haftayı toparlayan pratik bir akıldı. Evde pişecek yemeklerin kararı çoğu zaman pazarda verilirdi: en parlak patlıcan görüldüyse kızartma, fasulye körpeciyse zeytinyağlı, domates kokuluysa salça ya da menemen düşünülürdü. Filelerin ağırlığı eve dönülen yolu belirler, apartman kapılarında kısa kısa fiyat muhasebeleri yapılırdı. Pazar dönüşünde mutfakta başlayan yıkama, ayıklama ve yerleştirme işi de sabahın bir uzantısıydı; böylece semt pazarı yalnız sokakta değil, evin içinde de sürerdi. Bugün büyük marketlerin düzenli rafları ve sessiz kasaları arasında dolaşırken, o eski pazar sabahlarını anımsatan şey çoğu kez beklenmedik bir sestir: sokaktan gelen bir bağırış, açılan pencereye dolan yeşillik kokusu ya da file taşıyan birinin acele adımı. Çünkü semt pazarı hafızada yalnız bir alışveriş mekânı olarak değil, eski şehrin kalp atışı olarak kaldı. O sabahlar cam açtırıyordu; çünkü dışarıda hayatın kurulduğunu, mahallenin uyandığını ve haftanın yönünü bulduğunu haber veriyordu. Eski şehir hayatında semt pazarlarının tuttuğu nabız, bugün bile insanın içine tanıdık bir hareket hissi bırakıyorsa, bunun nedeni yalnız geçmişe özlem değil; birlikte yaşamanın sesli, renkli ve dokunulur bir biçiminin orada saklı kalmış olmasıdır.