Bir zamanlar okul çıkışı yalnız eve dönülen bir ara saat değildi; gençliğin yavaş yavaş şehre karıştığı, vitrinlere bakarken büyümenin fark edilmeden başladığı bir zaman aralığıydı. Ders zilinin ardından sokaklara dökülen çocuklar ve gençler, çoğu gün doğrudan mahalleye yönelmez, şehir merkezindeki pasajlara doğru hafif bir eğri çizerek yürürdü. Camlı geçitlerin içine girildiğinde dışarıdaki rüzgarın sesi kesilir, ayakkabı tabanları taş zeminde daha belirgin duyulur, dükkânlardan karışık kokular yükselirdi. Kasetçilerin önünden gelen hafif müzik sızıntısı, kırtasiyelerin kağıt ve kalem kokusu, küçük saatçilerin metal sesi, döner kapıların usul hareketi, bütün bu ayrıntılar okul yorgunluğunu bir anda başka bir havaya çevirirdi. O pasajlarda oyalanmak, gençliğin kendine küçük bir sahne bulması demekti.
Zamanın İzinde bakıldığında bu alışkanlık, şehir belleğinde yalnız bir gezi biçimi olarak kalmaz; kamusal hayatın incelmiş bir terbiyesi olarak da görünür. Pasajlar ne bütünüyle sokaktı ne de bütünüyle iç mekân. Tam da bu aralık hali, gençlere şehirle tanışmanın ölçülü bir yolunu sunardı. Büyüklerin dükkân başında olduğu, esnafın bakışının sert değil tanıdık kaldığı, vitrinde sergilenen eşyaların bir hayal alanı açtığı bu yarı kapalı dünyada gençler kendi adımlarını denemeyi öğrenirdi. Defter kapaklarına bakılır, yeni çıkan dergilere göz atılır, bazen yalnızca serinlemek ya da yağmurdan kaçmak için içeri girilirdi. Ama asıl mesele alışverişten çok oyalanma hakkıydı. Pasajlar, acele etmeden bakmanın, arkadaşla birkaç dakika daha konuşmanın, eve varmadan önce günün ağırlığını üzerinden atmanın kabul gördüğü yerlerdi.
Cam açtıran sabahlar ifadesi de bu hafızaya boşuna eklenmiş değildir. O yılların sabahları, özellikle ilkbahar ile yaz arasındaki geçiş günlerinde, evlerde perdelerin aralandığı, sınıflarda pencerelerin açıldığı, teneffüslerde dışarıdaki havanın içeri çağrıldığı sabahlardı. Böyle günlerde okul çıkışı daha da uzar, gençler kendilerini doğrudan ev duvarları arasında tutmak istemezdi. Pasajların gölgeli serinliği ile dışarıdaki aydınlık arasında gidip gelen bu yürüyüşler, mevsimin şehirle kurduğu ilişkiyi de görünür kılardı. Bir yandan sabahın temizliği hâlâ üzerlerinde durur, bir yandan akşama yaklaşan şehir kalabalığı yavaş yavaş artardı. O ince geçiş saatlerinde gençlik, ne çocukluk kadar korunmuş ne de yetişkinlik kadar ağır hissedilirdi; tam ortada, hafif ve meraklı bir halde dururdu.
Pasajların derin iz bırakmasının bir nedeni de hafızayı yalnız görüntüyle değil, ritimle kurmalarıdır. Aynı yolun tekrar tekrar yürünmesi, aynı vitrinin önünde durulması, aynı simitçinin dumanını görmek, aynı kitapçının önünde arkadaş beklemek şehirle duygusal bir bağ yaratırdı. Bugün pek çok kişi çocukluğunu bir mahalle sokağından çok bir pasajın iç ışığıyla, merdiven boşluğundaki yankıyla ya da cam tavandan süzülen solgun gün ışığıyla hatırlar. Çünkü gençlik çoğu zaman büyük olaylarla değil, böyle küçük tekrarlarla yer eder. Okul çantasının omuzda hafiflemesi, harçlığın dikkatle sayılması, bir plakçı önünde fazla oyalanınca saatin fark edilmesi, bütün bunlar şehir yaşamının kişisel takvimine yazılırdı.
Şimdi geriye dönüp bakınca o okul çıkışı pasaj saatleri, bir kuşağın içini ısıtan günlerin sessiz özeti gibi görünür. Şehir belleğinde derin iz açmalarının sebebi yalnız orada geçirilen zaman değil, o zamanın taşıdığı duygu yoğunluğudur. Gençlik, kendine tam da bu yarı gölgeli geçitlerde ölçülü bir serbestlik bulmuştu. Ne bütünüyle denetimsiz ne bütünüyle kapalı olan bu alanlarda arkadaşlık, merak, utanma, heves ve büyüme aynı yürüyüşe karışıyordu. Bu yüzden cam açtıran sabahlar ile okul çıkışı pasaj oyalanmaları bugün hâlâ birlikte anılır: çünkü ikisi de insanın içini hafifleten, şehri biraz daha yaşanır ve gençliği biraz daha hatırlanır kılan aynı mevsim duygusuna aitti.
Bir Kuşağın İçini Isıtan Günlerde Okul Çıkışı Pasajlarda Oyalanmanın Gençliğe Karıştığı Yıllar: Şehir Belleğinde Nasıl Derin Bir İz Açtı Cam Açtıran Sabahlar

Eski Pano