Bazı çocukluk anıları büyük olaylardan değil, günün aynı saatinde tekrarlanan küçük molalardan oluşur. Okul çıkışı gazoz molası da böyle bir hatıradır. Ders zili sustuktan sonra sokak bir anda seslenmeler, çanta kayışlarının omuzda kayışı ve ayakkabıların kaldırıma hızlı hızlı vurduğu adımlarla dolardı. Çocuklar ya okulun hemen karşısındaki bakkala ya da yol üzerindeki küçük büfeye yönelir, renkli şişeler ahşap kasalarda dizili dururken günün en tatlı serbestliği orada başlardı. Gazoz kapağının açılırken çıkardığı tok ses, teneffüsün değil, çocukluğun genişlediğini hissettirirdi.
Mahalle Kültürü içinde bu küçük mola, yalnız bir içecek alışkanlığı değildi. O, okul ile ev arasındaki geçiş zamanını yumuşatan bir sosyal eşikti. Çocuklar henüz tamamen aile gözetimine dönmemiş, ama artık sınıf disiplininden çıkmış olurdu. İşte bu kısa aralıkta arkadaşlıkların dili biraz daha serbestleşir, günün dedikodusu yapılır, kimin öğretmenden aferin aldığı ya da kimin defterini evde unuttuğu konuşulurdu. Bakkal amca hangi çocuğun her zaman sade gazoz istediğini, hangisinin şişeyi bir dikişte bitiremeyip yarısını eve götürdüğünü bilir, bazen bozuk para hesabında ufak bir esneklik gösterirdi. Bu yüzden gazoz molası, çocuk hafızasında lezzetten çok ilişki biçimi olarak yer ederdi.
Bu saatlerin hiç silinmemesinin bir nedeni, onların yarı bağımsızlık duygusu taşımasıdır. Çocuk eve varmadan önce kısa bir özgürlük alanına sahip olurdu. Çantasını yere bırakmadan içilen gazoz, bazen kaldırıma oturularak bazen dükkân önündeki kasaya yaslanarak tüketilir, şişenin soğukluğu avuca işlerdi. O sırada kimse zamanı çok sıkı tutmazdı; ama herkes aşağı yukarı ne kadar oyalanabileceğini bilirdi. Bu ölçülü serbestlik, çocuk zihninde çok güçlü bir iz bırakır. Çünkü hem düzenin içindedir hem de düzenin hemen dışında küçük bir nefes sunar. Bugün bile hatırlanınca yüzü gülümseten şey, biraz da bu izinli kaçamaktır.
Gündelik ayrıntılar hafızayı daha da canlı kılar. Islak şişelerin kasada yan yana duruşu, camın içinden yükselen kabarcıklar, açma kolunun metal sesi, pipet kullanmak isteyenle doğrudan şişeden içen arasındaki küçük tercih farkı, gazozun yanında alınan leblebi ya da sakız, bakkal önünde biriken okul önlüğü renkleri, bütün sahneyi çocukluğun somut bir dekoruna dönüştürürdü. Yalnız içecek değil, sokak da bu hatıranın parçasıydı. Evine daha uzak olan çocukla biraz daha yürümek, yol ayrımında vedalaşmak, bazen şişe depozitosunu geri vermek için ertesi gün tekrar uğramak gibi tekrarlar, okul çıkışını sıradan olmaktan çıkarırdı.
Bu hafızanın silinmemesinde dönemin mahalle düzeninin de payı vardır. Sokak, çocuk için hem gözetimli hem geçirgen bir alandı. Esnaf tanıdıktı, komşular görünürdü, bir çocuğun gecikmesi tamamen bilinmezlik anlamına gelmezdi. Bu güvenli yarı kamusal alan, gazoz molasını mümkün kılıyordu. Çocuklar ilk defa kendi küçük seçimlerini burada yapar, portakallı mı sade mi içeceğine karar verir, kalan bozuk parayla ne alacağını hesaplar ve arkadaşının beklemesini isteyebilirdi. Yani bu mola sadece serinlemek değil, gündelik hayata katılma provasıydı. Çocuk hafızasında yer etmesinin nedeni de burada saklıdır.
Sonuçta okul çıkışı gazoz molası ile geçen saatlerin çocuk hafızasında hiç silinmemesi, onların hem tadı hem de toplumsal dokusu yüzündendir. Gazoz şişesinin serinliği, bakkal önündeki kalabalık, okul çantasının omuzdan kayışı ve eve dönüş yolundaki hafif oyalanma duygusu, çocukluğun en sahici ara zamanlarından birini kuruyordu. Bugün o saatler anıldığında hatırlanan sadece bir içecek değil; arkadaşlığın, mahallenin ve büyümekte olan özgürlüğün küçük ama parlak sahnesidir. Belki de bu yüzden, çocukluk hafızasında en kalıcı olanlar çoğu zaman tam da böyle mütevazı molalardır.
Okul Çıkışı Gazoz Molası İle Geçen Saatler Çocuk Hafızasında Neden Hiç Silinmedi

Eski Pano