Hafta sonu sabahı mahallede farklı bir hareket başlardı. Sokak başındaki fırından taze ekmek kokusu gelirken anneler, babalar ve çocuklar pazar yoluna düşerdi. O yıllarda plastik poşetin yaygın olmadığı günlerde fileler, pazar dönüşünün en tanıdık görüntüsüydü. Kimi elde iki file, kimi omuzda tek büyük torba, kimi de çocuklara küçük bir file vererek dönüş yolunu paylaşırdı. Eve doğru yürürken filelerin içinde maydanozun yeşili, domatesin kırmızısı, portakalın turuncusu bir arada sallanır; mahallenin dar sokakları adeta mevsim renkleriyle dolardı.
Çocuk hafızasında bu sahnenin silinmemesinin ilk nedeni duyusal zenginliğidir. Pazardan dönerken yalnız görüntü değil sesler de eşlik ederdi: manavın son fiyat seslenişi, balıkçının tezgâh toplama sesi, file kulplarının ele sürtünmesi, apartman kapılarının arka arkaya açılıp kapanması. Eve yaklaşınca merdiven boşluğunda taze nane, ıslak toprak ve sabunlu su kokusu birbirine karışırdı. Bu birleşim, sıradan bir alışverişi çocuk zihninde küçük bir törene dönüştürürdü. Her hafta tekrarlandığı için anı değil ritim olurdu.
Mahalle kültürü açısından pazar dönüşü, ekonomik bir ihtiyaçtan çok sosyal bir temas alanıydı. Komşular merdiven başında birbirinin filesine bakar, “patlıcan nasıl?”, “balık taze miydi?” diye sorar, tarif önerileri daha kapıda paylaşılırdı. Çocuklar file taşıma göreviyle aile içi sorumluluğun ilk adımını atar, bir yandan da hangi meyvenin hangi mevsimde çıktığını görerek öğrenirdi. Bu küçük görevler, gündelik hayatın görünmez eğitimiydi. Aile, mahalle ve pazar esnafı arasındaki ilişki aynı öğle yürüyüşünde birleşirdi.
File kullanımının kendisi de dönemin değerlerini yansıtırdı. Yıkanır, katlanır, tekrar kullanılırdı; yani tüketimden çok devamlılık fikrine dayanırdı. Filede taşınan ürün görünür olduğu için alışveriş daha şeffaf bir deneyime dönüşürdü: çocuk eve gelirken ne alınmış, ne eksik kalmış görürdü. Bu görünürlük, mutfak planlamasını da ev içi bir sohbete çevirirdi. “Bugün kabak aldık, akşama ne yapalım?” sorusu çoğu evde pazar dönüşü rutin cümlesiydi. Böylece yemek kararı bile kolektif bir gündelik pratik olurdu.
Pazar dönüşü sahnelerinin unutulmamasında yürüyüşün temposu da önemliydi. O yol, yalnız taşıma işi değildi; mahallenin nabzını hissetme anıydı. Çocuklar kaldırım taşlarına sekerek gider, büyükler filelerin ağırlığını sırayla değiştirir, yol üstünde tanıdık bakkala uğranırdı. Bazen eve varmadan bir simit alınır, bazen çocuklara küçük bir ödül olarak mandalina verilir, bazen de kapı önünde kısa bir mola yapılırdı. Bu küçük aralar, pazar dönüşünü günlük bir koşuşturma olmaktan çıkarıp ortak bir zaman dilimine dönüştürürdü.
Bugün o dolu file günlerinin özlenmesi, sadece eski alışveriş biçimine duyulan nostalji değildir. İnsanlar o anlarda görünür olan emeği, paylaşılmış sorumluluğu ve komşuluk temasını hatırlar. Modern market arabaları hız sağlasa da pazar dönüşünün sokakla kurduğu canlı bağ zayıflamıştır. Çocuk hafızasında silinmeyen şey tam da budur: bir ailenin haftalık ihtiyacını taşırken aynı anda bir mahallenin ritmine karışmak. Filelerin ağırlığı omuzdan iner, ama bıraktığı aidiyet duygusu uzun yıllar yerinde kalır.
Pazar Dönüşü Dolan Fileler Günleri: Çocuk Hafızasında Neden Hiç Silinmedi

Eski Pano