Bazı dönemler geride kaldıktan sonra tarihten çok his olarak yaşamaya devam eder. İskele meydanlarında buluşmanın sözsüz bir anlaşmaya dönüştüğü devir de böyledir. Saat konuşulmadan, uzun uzun haberleşilmeden, yalnız alışılmış bir vakitte aynı meydana varılır; biri bankın yanında bekler, biri vapurdan iner, biri denize karşı dönüp etrafı süzerdi. Bu sahnenin eski mahalle takviminden hiç düşmemiş gibi hatırlanmasının nedeni, gündelik hayatın içine yerleşmiş o sessiz güven duygusudur. İnsanlar birbirlerini tam nerede bulacaklarını, hangi ışıkta tanıyacaklarını, hangi akşamüstü rüzgârında biraz daha oyalanacaklarını bilirdi. O bilgiyi resmileştiren bir cümle yoktu; ama herkes o düzenin içindeydi.
Zamanın İzinde bakıldığında iskele meydanı yalnız bir ulaşım noktası değildi. O, semtin ritmini kuran eşiklerden biriydi. Vapur saatleri, çay bahçesindeki sandalyelerin yönü, bilet kulübesinin önündeki kısa sıra, simitçinin seslenişi ve kıyıya vurup geri çekilen suyun küçük uğultusu, meydana gelenleri günlük hayatın merkezine yerleştirirdi. Mahalle hayatında haberin büyük kısmı buralardan geçerdi. Kimin yazlıktan döndüğü, hangi akrabanın misafir geldiği, kimin oğlunun askere gittiği ya da kimin nişan hazırlığında olduğu çoğu zaman iskele çevresindeki karşılaşmalarda öğrenilirdi. Meydan, kelimenin tam anlamıyla sosyal dolaşımın açık havadaki odasıydı.
Bu buluşmaları bugün bile sızı gibi hatırlatan şey, onların gösterişsiz ama yoğun oluşudur. Birbirini bekleyen insanların yüzünde telaş değil, alışkanlıkla karışık bir sakinlik olurdu. Çocuklar korkuluğa yaslanıp martılara bakar, gençler birini uzaktan seçebilmek için gözlerini kıstığında yüzlerine hafif bir heyecan yerleşir, büyükler ise gelmesi beklenen kişiyi neredeyse saati görmeden hissederdi. Araya ıhlamur kokusuna dönen bahçeler de girerdi; çünkü iskeleden eve çıkan sokaklar boyunca baharın belli günlerinde açan ağaçlar, meydandaki tuzlu havayı ev içi bir yumuşaklıkla tamamlar, dönüş yolunu adeta hatıranın ikinci perdesine çevirirdi. Bir buluşma yalnız meydanda başlamaz, o kokulu sokaklarda eve kadar uzardı.
Gündelik hayat ayrıntıları bu hafızayı derinleştirir. Meydanda elde katlanmış gazete taşıyan amcalar, saçını aceleyle toplamış genç kadınlar, okul çantasıyla vapurdan inen çocuklar, fayton ya da dolmuş saatine yetişmeye çalışanlar aynı alanı paylaşırdı. Bazen biri geç kalır, diğeri bunun büyütülecek bir mesele olmadığını bilirdi; çünkü meydanın kendisi beklemeyi de doğal kılardı. Çay bardaklarının ince sesi, kıyıdaki paslı halkalara bağlanan küçük tekneler ve akşamüstüne doğru serinleyen hava, bu sahneye tiyatro dekoru gibi eşlik ederdi. İnsanlar orada yalnız randevulaşmaz, gündelik hayatın birbirine görünür olduğu bir ortak vakte katılırdı.
Tarihsel olarak bu tür meydanların kıymeti, modern haberleşmenin hızından önce güveni mekân üzerinden kurmalarında yatıyordu. Telefon her evde yokken ya da arama kısa ve ölçülü tutulurken, mahalle hayatı kendini böyle sabit noktalarda örgütlüyordu. İskele meydanı bu yüzden hem pratik hem duygusal bir merkezdi. Orada söylenmeden bilinen şey, yalnız buluşma saati değil; karşı tarafın geleceğine dair inançtı. Bu küçük inanç, komşuluğun ve semt kültürünün görünmez omurgalarından birini oluşturdu. Şimdi geriye dönüp bakıldığında özlenen yalnız vapurlar ya da meydan taşları değildir; insanın bir yere vardığında tanıdık birini bulacağına dair o eskimez hissidir.
Sonuçta iskele meydanlarında buluşmanın sözsüz anlaşmaya dönüştüğü devir, bugün ıhlamur kokusuna dönen bahçelerle birlikte anılıyorsa bunun nedeni, o dönemin şehir hayatında güvenin ve aidiyetin kokulu, sesli, somut bir sahneye dönüşmesidir. Meydan, yalnız karşılaşma yeri değil; birlikte yaşamanın kolay anlaşılan diliydi. Hatırlanan şey bu yüzden büyük olaylar değil, vapurdan inen ayak sesleriyle bahçelerden gelen çiçek kokusunun aynı akşamda birleşmesidir. Bir sızı olarak kalmasının nedeni de tam budur: hayatın en sıradan anları bile o günlerde daha bağlı, daha beklenen ve daha müşterek görünürdü.
Mahalle Takviminden Düşmeyen Bir Sahne Olarak İskele Meydanlarında Buluşmanın Sözsüz Anlaşmaya Dönüştüğü Devir: Neden Bugün Bile Bir Sızı Gibi Hatırlanıyor Ihlamur Kokusuna Dönen Bahçeler

Eski Pano