İkindiye yaklaşan saatlerde okuldan dönen çocuğun ilk fark ettiği şey bazen evin kapısı değil, merdiven boşluğuna kadar yükselen baklava kokusu olurdu. Ayakkabılar aceleyle çıkarılır, çanta bir sandalyeye bırakılır, mutfaktan gelen tereyağı ve şerbet karışımı bütün evi sessiz bir heyecana çevirirdi. Tezgâhta dinlenen ince açılmış yufkalar, fırından yeni çıkmış tepsinin metal sesi ve “henüz sıcak, biraz bekle” diyen bir ses, o anın törensel düzenini kurardı. Ama çocuk için asıl mesele beklemek değil, tabağa ilk uzanan kaşığın taşıdığı ayrıcalıktı. Ev baklavası, okul yorgunluğuyla buluştuğunda sıradan bir tatlı olmaktan çıkar, günün en parlak ödülüne dönüşürdü.
Damak Hafızası içinde ev baklavasının yeri, lezzetinin ötesinde mevsimsel ritüellerle belirlenir. Özellikle bahardan yaza, sonbahardan kışa geçilen günlerde mutfakta yapılan baklava, evin iç iklimini de değiştirirdi. Dışarıda hava kararsızken içeride açılan hamur, eritilen yağ ve kaynayan şerbet, aileye tanıdık bir düzen hissi verirdi. Mevsim geçişleri insan ruhunda hafif bir tedirginlik yaratır; gün uzar ya da kısalır, giyilen hırkalar değişir, okul temposu farklılaşır. İşte tam bu eşiklerde baklava gibi emek isteyen bir tatlı, evin sürekliliğini görünür kılar. “Her şey değişiyor olabilir ama bu mutfak hâlâ aynı özeni biliyor” duygusu taşır.
Ev baklavasının anlamını büyüten şeylerden biri de hazırlanışındaki kolektif emektir. Biri cevizi dizer, biri yufkayı taşır, biri yağı gezdirir, biri tepsiyi dikkatle fırına yerleştirir. Çocuklar çoğu zaman ilk aşamalarda seyirci olsa da, fırın sonrası heyecanın doğal ortağıdır. Okul dönüşü tabağa uzanan ilk kaşık bu yüzden yalnız açlığın sonucu değildir; mutfakta sabah başlayan emeğin eve dönen çocukla buluşma anıdır. İlk lokmada hissedilen sevinç, yalnız şekerin verdiği mutluluk değil, evde bir şeyin birlikte hazırlanmış olduğunu bilmenin güvenidir.
Baklava aynı zamanda mevsim geçişlerinde aile içi takvimi görünür kılan yiyeceklerden biridir. Bayram yaklaşırken, havalar birden serinlediğinde, ilkbaharın ilk açık pencerelerinde ya da kışa hazırlık telaşında baklava tepsisi özel bir işaret gibi belirir. Bu tatlı, yalnızca “misafir için” yapılan gösterişli bir ikram değildir; okuldan dönen çocuğa ayrılan küçük dilimle gündelik sevginin de ifadesidir. Tabağa ilk uzanan kaşık bazen şerbetin kenarda toplandığı parlak köşeyi, bazen cevizin yoğun olduğu orta katı hedefler. Çocuğun bu küçük seçimi, aile içinde tanınmanın sessiz bir mutluluğunu taşır.
Bugün birçok tatlı hazır alınabiliyor, hatta kusursuz görüntülü baklavalar vitrinde her mevsim bulunuyor. Fakat ev baklavasının etkisi, kusursuz simetriden çok ev içi hazırlığın ses ve koku düzeninden gelir. Oklavanın masaya vurması, tepsinin fırına giriş anı, şerbet dökülürken yükselen buhar ve bekleme sabrı; bunların hepsi damak kadar hafızayı da besler. Mevsim geçişlerinde daha anlamlı görünmesinin sebebi, insanın değişen dış dünyaya karşı içeride sabit kalan bir ritüele ihtiyaç duymasıdır.
Okul dönüşü anı da bu hafızada özel bir yere sahiptir. Dışarıdaki gürültüden, ders yükünden, servis kalabalığından ya da yağmurlu sokaktan gelen çocuk için mutfakta bekleyen baklava, eve dönmenin somutlaşmış hâlidir. İlk kaşık yalnız tatlıya değil, korunmuş bir alana uzanır. Bu yüzden yıllar sonra bile benzer bir koku duyulduğunda akla önce tarif değil, kapıdan içeri girilen o saat gelir.
Sonuçta ev baklavası ve okul dönüşü tabağa ilk uzanan kaşık, mevsim geçişlerinde daha da anlam kazanır çünkü bu tatlı yalnız yenmez; eve ait zaman duygusunu yeniden kurar. İnce katlar arasına tereyağı, ceviz ve şerbet kadar emek, bekleyiş ve karşılama duygusu da yerleşir. Çocukluk hafızası da tam burada devreye girer: bazen bir kaşığın tabağa değme sesi, bütün bir mevsimi geri getirmeye yeter.
Ev Baklavası Ve Okul Dönüşü Tabağa İlk Uzanan Kaşık: Mevsim Geçişlerinde Neden Daha Da Anlam Kazanıyor

Eski Pano