Sabahın erken saatlerinde mahalle henüz tam uyanmamışken ilk duyulan seslerden biri çoğu zaman kepenk açılışı olurdu. Ardından bakkalın süpürgesi kaldırıma değer, fırından taze ekmek kokusu yükselir, manav kasalarını dizerken ilk selamlar havaya karışırdı. Bu sabah düzeninin en önemli yanı alışverişin başlaması değil, günün güven hissiyle açılmasıydı. Çocuk okula giderken köşe başındaki esnafı tanır, anne evden ekmek isterken kime sesleneceğini bilir, yaşlılar sabah yürüyüşünde birkaç dükkân önünde durup hâl hatır sorardı. Mahalle, daha kalabalık olmadan birbirini doğrulayan bakışlarla güne hazırlanırdı.
Mahalle Kültürü içinde esnaf selamı, ekonomik ilişkinin çok ötesinde bir toplumsal bağ taşıyordu. “Günaydın abla”, “okula mı gidiyorsun”, “annen nasıl oldu”, “akşama baban gelirse söyle şu hesabı konuşalım” gibi cümleler, dükkân önünü yalnız satış alanı olmaktan çıkarıp güven üreten küçük bir kamusal mekâna dönüştürürdü. Esnaf, mahallede olup biteni meraktan değil sorumluluk duygusuyla takip ederdi. Kimin çocuğu hangi okulda, kimin annesi rahatsız, kim taşınmayı düşünüyor; bunları bilmek dedikodu malzemesi değil, gündelik dayanışmanın zeminiydi.
Bir neslin güven duygusunu besleyen şey tam da bu öngörülebilir yakınlıktı. Çocuklar için mahallede tanıdık yüzlerin varlığı, sokakta yalnız olmamak demekti. Bakkala bırakılan anahtar, veresiye defterine yazılan küçük hesap, “annen çıkana kadar burada bekle” denilen tabure, güvenin maddi karşılıklarıydı. Şehir büyük ve karmaşık olsa bile mahalle ölçeğinde hayat anlaşılır kalıyordu. Bir dükkân kapısındaki selam, görünüşte kısa bir jest olsa da arkasında tanınma, korunma ve ihtiyaç anında yardım göreceğini bilme duygusu taşıyordu.
Bu kültürün önemli bir yönü de sabahların ritmiydi. Esnaf selamıyla açılan günler aceleci değildi; herkesin birbirini fark edebileceği kadar yavaştı. Simitçi geçerken dükkân önünden bir söz alır, sütçü sokağa girdiğinde pencere aralıkları hareketlenir, okul servisinden önce alınan bir poğaça bile küçük bir sohbetin bahanesi olurdu. Güven, büyük sözlerle değil, tekrar eden küçük karşılaşmalarla kurulurdu. İnsan aynı yüzü her sabah aynı yerde görünce, şehir biraz daha yaşanabilir gelirdi.
Bu sabah düzeni yalnız çocuklar ve anneler için değil, yaşlılar ve yalnız yaşayanlar için de çok kıymetliydi. Birkaç saat görünmeyen komşunun sorulması, dükkân önünden geçmeyen ihtiyarın fark edilmesi, “bugün sizi görmedik” cümlesinin içtenlikle söylenmesi mahallede görünmez bir bakım ağı oluştururdu. Esnaf selamı bu ağın en görünür işaretlerinden biriydi. Resmi kurumların sağlayamayacağı kadar sıcak, aile kadar yoğun olmayan ama ikisinin arasında kurulan bir güven sahasıydı bu.
Bugün zincir mağazalar, hızlı teslimat sistemleri ve anonim kent temposu hayatı kolaylaştırıyor olabilir; ancak kolaylık her zaman aynı güven duygusunu üretmiyor. İnsan artık birçok ihtiyacını kimseyle konuşmadan halledebiliyor, ama bunun karşılığında tanınma hissi azalıyor. Oysa eski mahalle sabahlarında bir çocuğun adını bilen bakkal, mahallenin ritmini çözen manav ve borcu ay sonuna bırakan kasap sadece esnaf değildi; gündelik hayatın sivil dayanaklarıydı.
Sonuçta esnaf selamıyla açılan sabahlar, bir neslin güven duygusunu yalnız beslemedi; ona biçim verdi. Güvenin bazen polis, kamera ya da kilit kadar; hatta onlardan da önce, tanıdık sesler, düzenli karşılaşmalar ve samimi hâl hatırlarla kurulduğunu öğretti. Kepenk sesleri arasında başlayan o sabahlar bugün hatırlandığında, eksikliği yalnız eski dükkânlara değil, görünmeden koruyan bir mahalle düzenine duyulan özlemden kaynaklanıyor.
Esnaf Selamıyla Açılan Sabahlar Günleri: Bir Neslin Güven Duygusunu Nasıl Besledi

Eski Pano