Bir zamanlar bazı sabahlar sıradan başlamazdı. Gün henüz tam aydınlanmadan önce evlerin ahşap kepenkleri aralanır, ince tül perdelerin ardından meydana doğru bir hareketlilik sezilirdi. Bakır ibriğin suyu sobanın üstünde ısınırken, anneler çocukların yakalarını düzeltir, babalar ceket düğmelerini ilikler, büyükanneler “erken gidin, kalabalık olur” diye seslenirdi. Resmi tören günü demek, şehir meydanının gündelik hâlinden çıkıp daha derli toplu, daha dikkatli, daha meraklı bir görünüme bürünmesi demekti. Cam açtıran sabahlar biraz da bu yüzden hafızada kaldı; çünkü daha sokağa inmeden bile şehir, evlerin içinden duyulan heyecanla başka bir ritme geçerdi.
Zamanın İzinde açısından şehir meydanlarındaki resmi törenler yalnız devlet ciddiyetinin sergilendiği anlar değildi. Onlar, eski şehir hayatında ortak zaman duygusunu kuran kamusal sahnelerdi. Meydanlara bayraklar asılır, belediye hoparlörleri kontrol edilir, esnaf dükkânının kepengini yarım açıp önce kalabalığı seyrederdi. Gazete satıcıları o gün biraz daha erken görünür, simitçiler ve leblebiciler kalabalığın nerede yoğunlaşacağını önceden kestirmeye çalışırdı. İnsanlar töreni yalnız seyretmeye gitmezdi; aynı zamanda şehrin bir parçası olduklarını yeniden hissetmeye giderlerdi. Bu yüzden sabahın serinliğiyle karışan o hazırlık hâli, şehir hafızasında yalnız bir etkinlik olarak değil, paylaşılan bir toplumsal düzen duygusu olarak yer etti.
O sabahların ayrıntıları bugün bile zihinde kolayca canlanır. Çocuklar en ön sırayı görmek için biraz erkenden meydana götürülür, okul kıyafetleri daha özenli giyilir, saçlara su sürülür, ayakkabılar bir akşam önce boyanırdı. Meydana çıkan sokaklarda balkonlara dayanmış komşular görünür, dükkân önlerinde ayakta bekleyenler birbirine “hangi saat başlayacak” diye sorardı. Bando takımının uzaktan gelen ilk sesi, ev içindeki kahvaltıyı hızlandırır; çay bardakları masada yarım kalır, ekmek son lokmalarla acelece yenirdi. Resmi törenlerin heyecanı tam da burada büyürdü: şehir bir anda gündelik dağınıklığını toplayıp daha ölçülü, daha görünür, daha ortak bir yüz kazanırdı. Meydana gitmeyenler bile camdan izleyerek bu toplu heyecanın parçası olurdu.
Bu törenlerin hafızada canlı kalmasının bir nedeni de görsel düzen ile gündelik hayatın aynı sahnede buluşmasıydı. Üniformalar, bayrak direkleri, cilalı ayakkabılar, kaldırım taşlarına vuran sabah ışığı ve hoparlörden yankılanan anonslar, çocuk zihinlerinde güçlü bir manzara kurardı. Ancak asıl kalıcılık, bu büyük görüntünün içindeki küçük insani hareketlerdeydi. Bir annenin çocuğunun omzunu silkelemesi, yaşlı bir adamın bastonuyla gölge araması, bakkalın tören bitince dükkânına dönerken komşusuna başıyla selam vermesi, o resmiyetin içindeki sıcaklığı taşıyordu. Şehir meydanı böyle günlerde yalnız bir yönetim alanı değil, bütün sınıfları ve kuşakları aynı sabah içinde bir araya getiren ortak bir sahneye dönüşürdü. Hafızanın cam açtıran sabahları, biraz da bu yüzden hâlâ bu kadar canlıdır.
Bugün şehir meydanları başka hızlarla, başka kalabalıklarla doluyor olabilir; yine de o resmi tören sabahlarının bıraktığı etki bütünüyle silinmiş değil. İnsanların önemli günlerde daha özenli giyinmesi, çocukların kamusal alanı ilk kez ciddi bir dikkatle seyretmesi, pencere önlerinde toplanıp aşağıyı izleme alışkanlığı ve meydanın yalnız geçilen değil birlikte bakılan bir yer olduğuna dair eski duygu, o dönemlerden bugüne sızdı. Cam açtıran sabahların hafızada kalmasının sebebi yalnız törenin kendisi değil, şehirle kurulan ilişkinin bir süreliğine daha dikkatli, daha yavaş ve daha ortak hâle gelmesiydi. Eski şehir hayatında resmi törenlerin yarattığı heyecan, bugün bile geçmişi düşünürken insanın zihninde pencereyi aralayan ilk sabah rüzgârı gibi dönüp geliyor.
Eski Şehir Hayatında Şehir Meydanlarında Resmi Törenlerin Heyecan Yarattığı Günler: Hafızada Neden Hâlâ Bu Kadar Canlı Cam Açtıran Sabahlar

Eski Pano