Bir zamanlar her mahallenin çocuklar için gizli bir eşiği vardı ve bu eşik çoğu kez köşe başındaki kırtasiyenin cam kapısından başlardı. Okul çıkışı kalabalığı dağılırken kimi çocuk doğrudan eve gider, kimi ise birkaç dakika daha oyalanmak için o dükkana uğrardı. İçeride kurşun kalem kokusu, silgi tozu, karton kapaklı defterlerin mat yüzeyi ve raflarda sıraya dizilmiş boya kutuları vardı. Cam vitrinin köşesine iliştirilmiş çıkartmalar, renkli fon kağıtları, cetveller ve küçük oyuncaklar o dükkanı sıradan bir alışveriş noktasından çıkarırdı. Saatler uzun sürmezdi belki, ama orada geçirilen zaman çocuk hafızasında gerçek süresinden çok daha geniş yer kaplardı.
Mahalle Kültürü açısından köşe başı kırtasiyesi, mahalle esnafının çocuklukla kurduğu en özel temas alanlarından biriydi. Bakkal ihtiyaç için, fırın ekmek için, kasap akşam yemeği için önemliydi; kırtasiye ise biraz hayal, biraz okul düzeni, biraz da büyüme duygusu taşırdı. Esnaf, mahalle çocuklarının hangi sınıfta olduğunu bilir, hangi kalemin daha çok tercih edildiğini söyler, bazen eksik kalan bozukluğu önemsemeden veresiye defterine küçük bir çizik atardı. Yeni ders yılı öncesinde kırtasiye önlerinde oluşan hafif telaş, şehir hayatının en zarif mevsim hazırlıklarından biriydi. Defter kaplatmak, isim etiketi seçmek, kalemtraş denemek ve koku silgilerine bakmak bir alışverişten çok çocukluğun kamusal ritüeliydi.
Bu saatlerin silinmemesinin bir nedeni, dükkandaki nesnelerin çocuk için yalnız işlev taşımamasıdır. Bir kurşun kalem, daha düzgün yazma hayali kadar yeni başlangıç hissi de verirdi. Kapak resmi sevilen bir defter, ders çalışmayı bile daha katlanılır gösterirdi. Rengarenk fosforlu kağıtlar, yalnız proje ödevi için değil, insanın içini kıpırdatan bir olasılıklar duvarı gibi dururdu. Üstelik kırtasiyede oyalanmak, çocuğa küçük ama değerli bir seçim alanı tanırdı. Hangi silgiyi alacağına, hangi dosyanın daha güzel olduğuna, hangi çıkartmanın defterin içine yakışacağına karar vermek, gündelik hayat içinde kişiliğin ilk izlerini atmak gibiydi.
Köşe başı kırtasiyesi aynı zamanda sokak hayatının güvenli uzantısıydı. Çocuklar oraya tek başına gidip gelebilir, dükkancı tarafından tanınır, bazen kapı önünde arkadaşına rastlar, bazen okuldan kalan bir konuşmayı orada sürdürürdü. Yağmurlu havalarda camekan buğulanır, içerideki floresan ışık biraz daha sıcak görünür, dışarıdaki gri hava ile içerdeki renkli raflar arasındaki fark iyice belirginleşirdi. Yaz tatilinde bile kırtasiyeye uğramak mümkündü; çünkü orası yalnız okul eşyası satan bir yer değil, mahallenin çocuk diliyle kurulmuş küçük bir merkezdi. İçerdeki düzen, çocuk gözünde hem ciddiyet hem sevinç taşırdı.
Belki de bu yüzden köşe başı kırtasiyesiyle geçen saatler hiç silinmedi. Çünkü o dükkanda çocuk, hem mahalleye ait olduğunu hisseder hem de kendine ait tercihler geliştirmeye başlardı. Rafların arasında dolaşırken yetişkin dünyanın ölçülü düzeni ile çocukluğun renkli merakı aynı yerde buluşurdu. Bugün alışveriş büyük mağazalara, çevrim içi sepete ve standart paketlere kaymış olabilir; ama çocuk hafızasında kalan şey, köşeyi dönünce görünen o tanıdık vitrin, içeri girince alınan kağıt kokusu ve eve dönerken poşetin içindeki küçük mutluluğun ağırlığıdır. Bu yüzden kırtasiye saatleri yalnız okul hazırlığı olarak değil, mahalle içinde büyümenin en sıcak sahnelerinden biri olarak yaşamaya devam eder.
Köşe Başı Kırtasiyesi İle Geçen Saatler Çocuk Hafızasında Neden Hiç Silinmedi

Eski Pano