Bir zamanlar 23 Nisan sabahları şehir daha gün tam açılmadan başka türlü aydınlanırdı. Bu aydınlık yalnız havanın berraklığından değil, çocukların erkenden yıkanmış yüzlerinden, ütülü önlüklerinden, yakalara iliştirilmiş küçük rozetlerden ve meydanlara doğru taşan aceleci heyecandan gelirdi. Okul yolları her zamankinden kalabalık olur, anneler son kez saç düzeltir, babalar ceket cebine küçük bir fotoğraf makinesi ya da mendil koyar, çocuklar ise ezberledikleri şiirleri içlerinden tekrar ederdi. Şehir meydanı, resmi tören alanı olmanın ötesinde, bir neslin kendini görünür hissettiği ortak sahneye dönüşürdü. Bayrakların rüzgârla hafifçe hareket ettiği o saatlerde, çocuk sesleri binaların taş yüzlerine çarpar, dükkân kepenkleri henüz yeni açılırken bütün kente genç, temiz ve umutlu bir ses yayılırdı.
Zamanın İzinde bakıldığında Ulusal Egemenlik coşkusunun unutulmayan yüzü tam da bu çocuk kalabalığında saklıdır. Bayramın tarihsel anlamı elbette meclisin açılışı, halk iradesi ve cumhuriyet fikrinin kamusal hafızadaki yeridir; ama gündelik hayatta bu büyük fikirler çoğu zaman çocukların taşıdığı sevinçle ete kemiğe bürünürdü. Eski gazetelerin 23 Nisan sayılarında sık sık okul törenlerine, meydanlardaki kutlamalara ve çocukların hazırladığı gösterilere geniş yer verilmesi boşuna değildi. Çünkü bu gün, devletin resmî takviminden çıkıp mahallelerin, okul bahçelerinin ve aile albümlerinin içine yerleşiyordu. Öğretmenler günler öncesinden prova yaptırır, sınıf panoları hazırlanır, kartondan taçlar, kurdeleler, fenerler ve küçük dekorlar büyük bir ciddiyetle tamamlanırdı. Bayramın coşkusu yalnız törende değil, o törene hazırlanma sürecinde büyürdü.
Meydanların çocuk sesleriyle aydınlanması, eski şehir hayatında kamusal alanın nasıl paylaşıldığını da gösterirdi. Küçük şehirlerde hükümet konağının önü, büyük kentlerde ise okul ile anıt arasındaki geniş boşluklar bir anda renkli bir akışa dönüşürdü. Bando takımının çaldığı marşlarla, sıraya girmiş öğrencilerin ayak sesleri birbirine karışırken kenarda bekleyen simitçiler, fotoğrafçılar ve esnaf da bu günün ritmine uyum sağlardı. Balkonlardan bakan yaşlılar alkışlar, dükkân sahipleri kapı önüne çıkar, kimi anneler çocuklarını kalabalıkta kaybetmemek için gözünü bir an olsun ayırmazdı. Bir çocuğun mikrofona yaklaşırken duyduğu kısa tereddüt, ardından gelen toplu alkış ve şiirin en bilinen dizesinde yükselen ses, meydandaki herkes için ortak bir duygunun işareti olurdu. O gün çocuklar yalnız izleyen değil, kentin hafızasını o an için kuran kişilerdi.
Bu coşkunun unutulmamasının bir nedeni de ev ile meydan arasındaki bağdır. Tören bitince bayram hemen sona ermezdi; çocuklar ellerindeki küçük bayraklarla eve döner, boyunlarına takılan kartları çıkarmadan komşuya uğrar, radyoda günün haberleri dinlenir, öğleden sonra yapılan okul şenlikleri yeniden anlatılırdı. Evlerde özel bir yemek hazırlanmasa bile günün havası sofraya sinerdi. Büyükler kendi çocukluklarındaki 23 Nisan’ı hatırlar, “bizim zamanımızda tahta kürsü vardı”, “biz teneke borudan yapılmış mikrofonla okurduk” gibi cümleler kurardı. Böylece bayram, tek bir neslin değil, kuşakların birbirine aktardığı bir hafıza zinciri hâline gelirdi. Meydandaki ses evde yankı bulur, çocukların heyecanı ailelerin geçmişiyle birleşirdi.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, çocuk sesleriyle aydınlanan meydanlar yalnız bir tören görüntüsü gibi kalmaz. Onlar aynı zamanda bir toplumun geleceği çocuklarda gördüğü yılların sıcak bir özeti olarak hatırlanır. Ulusal Egemenlik coşkusunun unutulmayan yüzü biraz da budur: resmî cümlelerin çocuk neşesiyle yumuşaması, taş meydanların kısa süreliğine oyun alanı kadar canlı görünmesi ve bayramın devlet söyleminden çıkıp gündelik sevince karışması. O sesler şimdi pek çok kişinin hafızasında mikrofon cızırtısı, ütü kokusu, sabah serinliği ve kırmızı beyaz bayrakların gölgesiyle birlikte yaşamayı sürdürüyor. Geçmişi parlak gösteren şey de belki tam olarak bu; bir meydanın, çocukların sesiyle bir günlüğüne bütün ülkenin kalbi gibi atması.
Çocuk Sesleriyle Aydınlanan Meydanlar: Ulusal Egemenlik Coşkusunun Unutulmayan Yüzü

Eski Pano