Bir zamanlar bir apartmanın koridorunda duyulan en dikkatli bekleyişlerden biri buzdolabı tamircisi içindi. Kapı önlerine bırakılmış pazar fileleri, mutfakta erimeye yüz tutan buzluk kokusu, kapıcıya “gelirse haber ver” diye bırakılan not ve merdiven boşluğunda yankılanan ayak sesleri bu bekleyişin küçük işaretleriydi. Tamirci henüz gelmeden bile apartmanda ortak bir hareketlilik başlardı. Bir komşu, çalışmayan buzdolabındaki yoğurdu üst kata çıkarır; bir diğeri, “bizim eski ustanın numarası duruyor” diyerek kapı aralığından seslenirdi. Eski şehir hayatında bazı teknik arızalar yalnız bir dairenin meselesi olarak kalmaz, apartmanın içindeki ilişkileri görünür kılan küçük dayanışma anlarına dönüşürdü.
Mahalle Kültürü açısından bakıldığında buzdolabı tamircisini bekleyen apartmanlar, modern şehir yaşamının sandığımız kadar yalnız olmadığını gösteren canlı bir örnektir. Buzdolabı, ev içi düzenin merkezinde duran yeni nesil bir cihazdı; bozulduğunda mesele yalnız teknik arıza değil, gündelik hayatın sekteye uğramasıydı. Süt bozulacak mı, akşama yapılacak yemek korunabilecek mi, çocukların ertesi güne kalan tatlısı ne olacak; bütün bunlar mutfağın içinden apartman sohbetine taşardı. Tamirci geldiğinde yalnız eve değil, çoğu zaman apartmanın hafızasına da girerdi. Hangi zilin bozuk olduğunu, kimin mutfağında eski model dolap bulunduğunu, hangi komşunun ona kahve ikram ettiğini bilirdi. Böylece tamirci ile bina arasında tek seferlik değil, zamanla güvene dayanan bir ilişki kurulurdu.
Bu bekleyişin şehir hayatındaki kalbi andıran tarafı, tam da gündelik hayatı birbirine bağlamasıydı. Bir apartmanda buzdolabı bozulduğunda kapılar daha sık açılır, mutfak cümleleri merdiven boşluğuna taşar, çocuklar ustanın alet çantasına merakla bakar, yaşlılar eski cihazların daha dayanıklı olduğundan söz ederdi. Ustanın tornavidası, conta sesi, motorun yeniden devreye girmesi ve ardından gelen rahat nefes, kentin küçük ama çok insani ritüellerinden biriydi. Apartman sakinleri için tamir yalnızca eşyanın düzelmesi anlamına gelmez; aynı zamanda birbirinin hayatına kısa bir süre için daha yakından değebilmek anlamına gelirdi. Bu yüzden buzdolabı tamircisi, görünüşte teknik bir figür olsa da eski şehir hayatında komşuluk bağlarını tazeleyen tanıdık bir karakterdi.
Bugün arızalanan birçok eşya hızla değiştirilirken, o eski bekleyiş biçimine duyulan özlem biraz da tamir etrafında kurulmuş insan ilişkilerinden kaynaklanıyor. Buzdolabı tamircisini bekleyen apartmanlar, şehirlerin yalnız beton bloklardan ibaret olmadığını; aynı koridorda yaşanan küçük telaşların, yardımların ve sohbetlerin de kentsel belleği kurduğunu hatırlatıyor. Soba başı sessizliğinde zihinde kalan eski melodi de belki buradan geliyor: mutfakla merdiven boşluğu arasındaki seslerden, kapı aralığında kurulan cümlelerden ve düzelince herkesin içini ferahlatan o ortak rahatlıktan. Eski şehir hayatının kalbi bazen büyük meydanlarda değil, tamirciyi bekleyen apartman koridorlarında atardı.
Üstelik bu tamir bekleyişi, apartmanların birbirini tanıma biçimini de güçlendirirdi. Kimlerin evinde eski tip dolap bulunduğu, kimin motor sesinden hemen anladığı, kimin yoğurdu komşuda sakladığı gibi ayrıntılar zamanla ortak apartman bilgisinin parçası olurdu. Usta merdivenlerden inerken ona “bizimkine de bir bakarsın” diye seslenenler çıkar, tamir sonrası kapı önlerinde kısa değerlendirmeler yapılırdı. Bu küçük konuşmalar, şehir hayatının resmî olmayan sosyal ağıydı. Buzdolabı tamircisi bazen yalnız arızayı değil, apartmanın gündelik iletişimini de yeniden çalıştırırdı.
Buzdolabı Tamircisini Bekleyen Apartmanlar Neden Eski Şehir Hayatının Kalbinde Yer Etti Soba Başı Sessizliğinde Zihinde Kalan Eski Bir Melodiyle

Eski Pano