Bir zamanlar pirinç küllük, evin en sıradan eşyalarından biri gibi görünürdü; ama dikkatle bakıldığında içinde bir dönemin salon düzeni, misafirlik adabı ve gündelik estetik anlayışı saklıydı. Sehpanın üzerinde duran ağır bir pirinç küllük, çoğu evde yalnız sigaranın külünü tutan bir nesne değildi. O, ev sahibinin zevkini, vitrinin düzenini, salonun ciddiyetini ve misafirliğin ritmini tamamlayan bir parçaydı. Parlatıldığında üzerine düşen ışığı sıcak bir şekilde geri veren yüzeyi, eski evlerdeki dantel örtüler, ceviz mobilyalar ve kristal şekerliklerle aynı dili konuşurdu. Bu yüzden bugün bir koleksiyonerin eline geçen pirinç küllük, yalnız metal bir obje değil, bir salonun havasını taşıyan küçük bir zaman kapsülü gibi görünür.
Obje Hikayeleri açısından pirinç küllüğün cazibesi tasarım ile kullanımın iç içe geçmesinden gelir. Ağır oluşu, elden kaymayan biçimi, bazen yaprak ya da deniz kabuğu formunda işlenmiş kenarları, bazen otel ya da vapur hatırası taşıyan küçük gravürleri, onu sıradan tüketim eşyasından ayırır. Eski eşya pazarlarında dolaşan koleksiyonerler bu yüzden yalnız bir nesne aramaz; kullanan ellerin gölgesini, konulduğu sehpanın yüksekliğini, yanında duran ince belli çay bardağını da hayal eder. Pirinç zamanla kararır, ama tam da bu kararma geçmişin izini görünür kılar. Parlatıldığında ise eski bir evin salon ışığı yeniden yüzeye vurmuş gibi olur. Nostalji meraklılarının gözünde onun hemen parlaması biraz da bundandır: objenin kendisi kadar taşıdığı hayat kırıntıları da görünür hâle gelir.
Pirinç küllüğün geçmişi, yalnız tütün kültürüyle sınırlı değildir. O, bir dönemin misafir ağırlama biçimiyle de ilgilidir. Akşam çayı geldiğinde sehpa düzenlenir, kül tablası uygun yere çekilir, misafirin eline uzanacak mesafe ayarlanırdı. Salonlarda konuşmalar ağır ilerler, radyo ya da televizyon fonda daha kısık durur, kül tablasının arada hafifçe çevrilmesi bile bu ritmin parçası olurdu. Bazı evlerde pirinç küllük hiç kullanılmadan vitrinde tutulur, daha çok “iyi eşya” sayıldığı için sergilenirdi. Bazılarında ise bayramda ya da kalabalık misafir gelişlerinde ortaya çıkarılırdı. Bu çift anlam, yani hem kullanım hem temsil değeri, bugün onu koleksiyon nesnesine çeviren temel sebeplerden biridir. Bir eşyanın hem gündelik hem törensel olabilmesi, onu geçmişe açılan güçlü bir kapı yapar.
Koleksiyonerlerin bu objenin izini sürmesi biraz da kaybolan salon terbiyesini aramalarındandır. Bit pazarında rastlanan çizikli bir pirinç küllük, bazen eski bir otelin lobisini, bazen bir devlet dairesinin bekleme salonunu, bazen de yaz akşamlarında balkon kapısı açık bırakılmış bir aile evini çağırır. Objeler konuşmaz ama yüzeyleri yaşanmışlığı biriktirir. Küçük çizikler, altındaki keçenin yıpranması, kenarındaki hafif eğrilik, hepsi bir kullanım tarihinin sessiz kayıtlarıdır. Nostalji meraklısı için asıl heyecan, bu kayıtları okuyabilmektir. Çünkü bir eşyanın güzelliği yalnız biçiminde değil, yaşanmışlığa ne kadar açık olduğunda saklıdır. Pirinç küllük işte bu yüzden bir bakışta parlar: hem estetik bir obje hem de zamana dayanmış bir tanıktır.
Bugün sigara kültürü, salon düzeni ve misafirlik alışkanlıkları büyük ölçüde değişmiş olsa da pirinç küllük hâlâ geçmişi görünür kılan bir işaret olarak yaşamayı sürdürüyor. Koleksiyon raflarında, antikacı vitrinlerinde ya da yeniden düzenlenmiş bir çalışma masasının üstünde yer aldığında, eski bir evin ışığını beraberinde getiriyor. Geçmişin neden hemen parladığını anlamak için bazen büyük olaylara değil, tam da böyle küçük ama ağır eşyalara bakmak gerekir. Çünkü kültürel hafıza çoğu zaman bir dönemin manşetlerinde değil, avuç içine oturan bir objenin sessiz ışıltısında korunur. Pirinç küllük, bu sessiz ışıltının en tanıdık örneklerinden biridir.
Pirinç Küllük Ve Koleksiyonerlerin İz Sürdüğü Geçmişi: Nostalji Meraklılarının Gözünde Neden Hemen Parlıyor

Eski Pano