Bir zamanlar okul dönemi başladığında mahallede yalnız ders düzeni değil, sokak ritmi de değişirdi. Yazın dağınık oyun saatleri yerini daha kısa ama daha yoğun okul sonrası buluşmalara bırakır, çocuklar çantalarını eve atar atmaz topun peşine düşerdi. Bu koşuşturmanın güzergâhı çoğu zaman yalnız sokak aralarıyla sınırlı kalmaz, bakkalın önü, fırının yanı, manavın tezgâhı, kırtasiyenin köşesi gibi esnafın günlük hayatına da değip geçerdi. Top bazen bir dükkânın kepengine çarpar, bazen kaldırım kenarındaki kasalara yaklaşır, bazen de bakkal amcanın “camlara dikkat” uyarısıyla yeniden oyuna dönerdi. Ama bu temas gerginlikten çok tanışıklık üretirdi. Çünkü çocukların sokakta varlığı ile esnafın kapı önü hayatı aynı mahallenin iki doğal yüzüydü.
Mahalle Kültürü açısından bakıldığında, top peşinde koşan çocukların esnafla bağı güçlendirmesi gündelik tekrarların doğal sonucuydu. Her gün aynı saatlerde görülen çocuk, bir süre sonra yalnız müşteri ailesinin ferdi değil, sokağın tanınan kişisi hâline gelirdi. Kimin hangi apartmanda oturduğu, hangi çocuğun kaleye geçtiği, hangisinin annesinin ekmek aldırdığı, esnaf tarafından bilinir olurdu. Bakkal zaman zaman oyunu izler, fırıncı tepsileri taşırken çocukları kenara çeker, kırtasiyeci okul açıldığı için yeni defter alanların aynı zamanda sokakta top oynayan yüzler olduğunu fark ederdi. Böylece alışveriş ilişkisi, göz aşinalığı ve günlük şakalaşma sayesinde sıcak bir bağa dönüşürdü. Çocuk da esnafı yalnız mal satan kişi olarak değil, mahallenin ritmini bilen büyüklerden biri olarak görmeye başlardı.
Okul dönemi dönüşleri bu bağı özellikle güçlendirirdi; çünkü sokak yeniden düzen kazanırdı. Çocukların oyun saatleri belirginleşir, teneffüs sohbetleri sokağa taşar, topun peşinden koşulan saatler mahallede yeni sezonun başladığını hissettirirdi. Dükkân önünde dizilen meyve kasaları, kırtasiye vitrininde görünen kaplı defterler, fırından yayılan ikindi ekmeği kokusu ve aralarından geçen top, aynı mevsim duygusunun parçalarıydı. Mahalle esnafı bu canlanmayı yalnız izlemekle kalmaz, onun parçası olurdu. Kaybolan topu geri veren, susayan çocuğa su uzatan, “şimdilik burada oynamayın” derken bile koruyucu bir ton kullanan bu insanlar, çocukların gözünde mahallenin güven halkasını genişletirdi.
Bu ilişki, görünüşte küçük ama hafızada kalıcı ayrıntılarla kurulur. Bir çocuk harçlığının kalanıyla gazoz kapağı ya da sakız alırken biraz önce top koşturduğu terle dükkâna girer; esnaf onun nefes nefese halinden oyunun gidişatını anlar. Bazen top dükkânın içine kaçmasa bile oyun dükkân önündeki sohbeti belirler. “Bugün kim kazandı?”, “top yine apartman boşluğuna mı gitti?”, “yarın maç var mı?” gibi sorular, mahalle hayatının samimi cümlelerine dönüşür. Böyle anlarda çocukluk ile yetişkinlik arasında sert bir duvar kurulmaz; tersine, sokak oyunu aracılığıyla karşılıklı bir tanınma doğar. Mahalle esnafıyla bağın güçlenmesi biraz da bu görünürlükten gelir.
Bugün geriye dönüp bakıldığında top peşinde koşan çocukların hikâyesi yalnız oyunla ilgili görünmez. O hikâye, sokağın insanları birbirine gösterdiği, gündelik hayatın farklı yaşları bir arada tuttuğu eski mahalle düzenini de anlatır. Okul dönemi dönüşlerinde topun izlediği rota, aslında çocuklarla esnaf arasında kurulan güvenin, şakanın ve tanışıklığın rotasıdır. Mahalle hafızasında bu yüzden top sesinin yanında kepenk, ekmek, defter ve kapı önü sohbeti de birlikte duyulur. Çünkü çocukların oyunu, esnafın sabrı ve mahallenin tekrar eden düzeni aynı sahnenin parçalarıydı.
Top Peşinde Koşan Çocuklar Okul Dönemi Dönüşlerinde: Mahalle Esnafıyla Bağı Nasıl Güçlendirdi

Eski Pano