Berberden Taşan Muhabbet Günleri: Çocuk Hafızasında Neden Hiç Silinmedi

barber-shop-conversations-childhood-memory

🇹🇷 Köpük Kokusu, Radyo Sesi Ve Uzayan Öğleden Sonralar

Bir zamanlar mahalle berberi yalnız saç kesilen ya da tıraş olunan bir dükkân değildi; çocuk hafızasında koca bir sokağın dili orada toplanırdı. Dar kapının üstündeki küçük zil çaldığında içeri önce kolonya, sabun köpüğü ve ustura sonrası losyon kokusu yayılır, sonra aynalardan çoğalan sesler duyulurdu. Duvar kenarında bekleyen sandalyeler, cam kenarına bırakılmış gazeteler, tezgâh üstünde duran fırçalar ve radyodan yükselen eski bir şarkı, dükkânı gündelik hayatın küçük bir sahnesine çevirirdi. Berberden taşan muhabbet günleri bu yüzden çocuk hafızasında silinmez. Çünkü orada yalnız konuşmalar değil, yetişkin dünyanın ritmi, esprisi, endişesi ve yakınlığı ilk kez bu kadar yakından hissedilirdi. Mahalle Kültürü açısından berber dükkânı, erkeklerin kamusal ama mahrem sayılabilecek sohbet alanlarından biriydi. Kahvehane kadar gürültülü değil, ev kadar kapalı olmayan bu dükkânlarda siyaset, maç, hava, pahalılık, askerlik, düğün, cenaze ve mahallede kimin ne yaptığı üzerine konuşulurdu. Tıraş sırası bekleyenler bir habere yorum getirir, berber makası çalışırken cümleler yarım kalmaz, kapıdan başını uzatan biri bile muhabbete dâhil edilirdi. Çocuklar içinse bu konuşmalar tam anlaşılmasa bile unutulmaz bir doku bırakırdı. Sürekli dönen sandalye, enseye serilen beyaz örtü, boy aynasının çoğalttığı görüntüler ve her cümlenin arasına giren makas sesi, yetişkinliğin kendine özgü tiyatrosu gibiydi. Bu günlerin çocuk hafızasında kalmasının bir nedeni de dükkânın yarı açık yapısıdır. Berberin kapısı çoğu zaman tamamen kapanmaz, ses sokağa taşar, sokaktan gelen hareket de içeri karışırdı. Simitçi geçerken birinin eli kapıya uzanır, okuldan dönen çocuklar cama kısa bir bakış atar, esnaf selam verip yoluna devam ederdi. Yani berber dükkânı bir bina içi kadar kapalı, bir sokak köşesi kadar açıktı. Muhabbetin taşması tam da bu yüzden mümkündü. İçeride konuşulanın bir kısmı dışarıya yayılır, dışarıdaki hayat da içeriye dahil olurdu. Çocuk zihni bu akışkan sınırları kolay unutmaz; çünkü orada toplumun nasıl birlikte durduğunu görür. Berberde geçen öğleden sonraları ayrıca bekleme kültürünü de öğretirdi. Sıra hemen gelmeyebilir, çocuk taburede otururken yaşlıların anlattıklarını dinler, tıraş olacak kişinin aynada kendi yüzüne bakışıyla başkalarının yorumunu aynı anda izlerdi. Bu sabırlı bekleyiş, bugünün hızlı servis alışkanlıklarından farklı bir toplumsal tempo taşırdı. İnsanlar işini yaptırırken aynı zamanda vakit paylaşırdı. Berber, hizmet alınan yer kadar ilişki kurulan yerdi. Ustanın müşteriyi adıyla çağırması, çocuğun ilk tıraşını ciddiye alması, ayrılırken “büyümüşsün” denmesi, bütün bunlar kişiyi mahallenin ortak hafızasına yazan küçük törenlerdi. Bugün bu muhabbet günlerini özlemle hatırlamamızın sebebi yalnız dükkânların eski görünüşü değildir. Asıl sebep, orada sözün dolaşımda olduğu, insanların birbirini sesinden, alışkanlığından, oturuşundan tanıdığı bir yakınlık biçiminin yaşanmış olmasıdır. Çocuk hafızasında hiç silinmemesinin nedeni de budur: berber, dünyayı anlamanın küçük okullarından biriydi. Köpük kokusu, radyo sesi ve uzayan öğleden sonralar arasında bir çocuk, mahallenin nasıl konuştuğunu, nasıl şakalaştığını, nasıl haberleştiğini öğrenirdi. Bugün o hafıza geri çağrıldığında hatırlanan yalnız bir dükkân değil; birlikte yaşamanın konuşa konuşa kurulan biçimidir.