Bir zamanlar okul dönüşü eve girmenin kendine özgü bir sesi vardı. Apartman kapısı kapanır, çanta bir sandalyeye bırakılır, koridorda ayakkabıların aceleyle çıkarıldığı anlaşılır ve mutfaktan gelen tanıdık koku bütün evi doldururdu. Anne köftesi çoğu çocuk için yalnız akşam yemeğinin erken haberi değil, günün yorgunluğunu çözen güvenli bir işaretti. Tabağa ilk uzanan kaşık bazen domatesli sosu toplar, bazen pilavın kenarına değer, bazen de buharı üstünde tüten köftenin yanında kısa bir sabırsızlıkla beklerdi. O ilk an, insanın eve gerçekten döndüğünü hissettiği andı. Özellikle mevsim geçişlerinde, dışarının serinliğiyle içerinin sıcaklığı arasındaki fark arttıkça bu duygu daha da belirginleşirdi.
Damak Hafızası bakımından anne köftesi, tariften çok ritimle ilgilidir. Hangi baharatın ne kadar kullanıldığı kadar, köftenin hangi saatte yoğrulduğu, çocukların ne zaman okuldan döneceğinin hesaba katılması ve mutfağın buna göre hazırlanması önemlidir. Bu yemek birçok evde gösterişli bir sofra vaadi taşımaz; tam tersine gündelik hayatın güvenilir tekrarını temsil eder. Ama tam da bu yüzden güçlüdür. Çünkü insan çocukluğunu çoğu zaman özel günlerin büyük yemeklerinden çok, tekrar eden sıradan öğünlerle hatırlar. Okul dönüşü tabağa ilk uzanan kaşık, gün içinde dağılmış duyguları yeniden toplar. Dışarıdaki kalabalık, öğretmen sesi, teneffüs gürültüsü ve servis telaşı bir anda mutfaktaki daha yumuşak düzene bırakılır.
Mevsim geçişlerinde bu yemeğin neden daha da anlam kazandığı ise duyusal hafızayla ilgilidir. İlk serin rüzgarların başladığı sonbahar günlerinde ya da baharın hala kararsız olduğu akşamlarda çocuk eve hafif üşümüş, biraz yorulmuş, biraz da aç döner. İşte tam bu eşikte sıcak köfte kokusu sıradan bir iştahı aşar; bedeni olduğu kadar ruhu da toparlayan bir karşılama biçimine dönüşür. Pencerede hafifçe sallanan perde, mutfak camında biriken buğu, masaya konmuş çelik çatalın sesi ve tabakta duran domates sosunun kırmızısı, bu anı daha derin kaydeder. Tadı unutulmaz yapan yalnız köftenin kendisi değil, o anın iklimidir.
Anne köftesinin hafızada bu kadar güçlü kalmasının bir başka nedeni, içinde sessiz emek ve görünmeyen dikkat taşımasıdır. Kıyma yoğrulmuş, soğan rendelenmiş, ekmek içi ayarlanmış, tavada kızaran her parça birinin dönüş saatine göre hazırlanmıştır. Çocuk o yaşta bunun hesabını tam olarak bilmez; ama eve geldiğinde yemeğin onu bekliyor oluşundan bakım duygusunu sezgisel olarak anlar. Bu sezgi, yıllar sonra bile aynı kokuyla geri gelir. İlk kaşığın tabağa uzanışı aslında açlıktan çok ait olma hissisinin hareketidir. Çünkü o kaşık, yalnız yemeğe değil, evin içindeki yerini yeniden bulan çocuğa uzanır.
Bugün mevsim geçişlerinde neden bazı yemeklerin daha yoğun biçimde hatırlandığını sorduğumuzda, anne köftesi güçlü cevaplardan biridir. Dışarıdaki hava değişirken insan içeride sabit kalan şeylere daha çok tutunur. Okul dönüşü tabağa ilk uzanan kaşık da tam bu yüzden sıradan bir hareket olmaktan çıkar. O an, çocukluğun güvenli düzeni, mutfakta bekleyen sıcaklık ve evin sessiz şefkati bir araya gelir. Anne köftesi bu yüzden bugün bile yalnız bir tarif olarak değil, geçiş zamanlarında insanı toparlayan bir hafıza yemeği olarak yaşar. İlk lokmada hatırlanan, çoğu zaman etin tadı değil; kapıdan içeri girildiğinde insanı karşılayan o tanıdık dünyadır.
Anne Köftesi Ve Okul Dönüşü Tabağa İlk Uzanan Kaşık: Mevsim Geçişlerinde Neden Daha Da Anlam Kazanıyor

Eski Pano